Sahabe Hayatları

Sahabeler, Peygamber Efendimiz’in (asm) etrafında toplanan iman erbabı, Allah yolunda bütün varlıklarını feda eden kutlu nesildir. Onların hayatları, imanın, sabrın ve fedakârlığın en parlak misalleridir. Dünya nimetlerinden vazgeçip, sadece Allah’ın rızasını gözeterek yürüdükleri yolda; her sözleri ve halleriyle İslâm’ın nurunu yaydılar. Sahabe hayatları, bize iman-ı tahkikînin, ihlâsın ve teslimiyetin ne demek olduğunu öğretir. Onların fedakârlıkları, dünyevi gözle değil, ebedî hayatı gören kalplerle ölçülür. Bugün bizlere düşen, onların izinden yürüyüp, bu güzel örnekliği yaşatmaktır.

Sahabe Hayatları

SON EKLENENLER

Halid bin velid
Sahabe Hayatları

Halid bin Velid (r.a.)

Halid bin Velid (ra) kimdir? Halid bin Velid (ra) Miladi 583’te doğmuştur. Kurey kabilesinin Mahzumoğulları kolundandır. Kendisi oranın iklimine alışsın güçlü kuvvetli olsun diye çöl ortamında yetiştirilmiştir. Halid bin Velid’in (ra) annesi Lübâbe Esmâ bint Hâris’dir. Babası Velîd bin Mugîre’dir. Kardeşi Velid bin Velid’dir (ra). Velid bin Velid, Halid bin Velid’den (ra) daha önce iman eder. 

Peygamber Efendimiz (asm) tebliğe başladığında Halid bin Velid 27 yaşındadır. Kendisi 20 yıl boyunca Efendimiz’e (asm) karşı çıkar. Fakat 47 yaşında bu yaptığı hatadan dönerek iman eder ve Efendimiz ile beraber 3 yıl, Efendimiz vefat ettikten sonra 11 yıl  daha yaşamıştır.

ebu hureyre
Sahabe Hayatları

Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Yemen’in dağlarından kopup gelen bu genç, nasıl oldu da binlerce hadisi aklında tutarak İslam’ın hafızası haline geldi? İşte Ebu Hureyre’nin (r.a.) yokluk, sabır ve sevgi dolu hayat hikayesi.

Zübeyr bin Avvam (r.a.)
Zübeyr b. Avvam

Zübeyr bin Avvâm (R.a)

İçindekiler Zübeyr b. Avvam (r.a.) Kimdir?  Zübeyr b. Avvam (r.a.) Nasıl İman Etmiştir?  İslam İçin Mücadele Edenlerin Karşısına En Evvel Sevdikleri Çıkar  Hendek Savaşında Hendek

Talha bin Ubeydullah (r.a.)
Talha b. Ubeydullah

Talha bin Ubeydullah (R.a)

İçindekiler Talha b. Ubeydullah (r.a.) Kimdir?  Talha b. Ubeydullah (r.a.) Nasıl İman Etti?  Talha b. Ubeydullah (r.a.) İman Ettikten Sonra Nasıl İşkencelere Maruz Kaldı?  Uhud

Said bin Zeyd
Saîd Bin Zeyd

Said bin Zeyd (r.a)

İçindekiler Said b. Zeyd (r.a.) Kimdir? Saîd bin Zeyd (r.a.) Nasıl İman Etti? Bedir Savaşı ve Said B. Zeyd (r.a.) Said b. Zeyd (r.a.) Said

Sa’d b. Ebi Vakkâs
Sa'd b. Ebi Vakkas

Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.)

İçindekiler Sa’d bin Ebi Vakkâs (r.a.) Kimdir? Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.) Nasıl İman Etmiştir? Boykot Döneminde Sahabelerin Açlıkla İmtihanı  Resulullah’ın (s.a.v.) Evinin Önünde Nöbet

Hz Osman
Hz. Osman

Hz Osman

İçindekiler Hz. Osman (r.a.) Kimdir? Hz. Osman’ın (r.a.) İman Edişi Hz. Osman’ın (r.a.) Evliliği ve Hicreti  Hz. Osman’ın (r.a.) İffeti  Hz. Osman (r.a.) Bedir Harbine

Hz. Ömer (r.a.)
Hz. Ömer

Hz. Ömer

İçindekiler Hz. Ömer (r.a.) kimdir? Efendimiz’in (s.a.v.) Duasında Neden İki Ömer’den Birini İstemiştir? Hz. Ömer (r.a.) Nasıl Müslüman Olmuştur?  Hz. Ömer (r.a.) Nasıl Halife Olmuştur? 

Hz. Ebû Bekir
Hz. Ebû Bekir

Hz. Ebû Bekir

İçindekiler Hz. Ebû Bekir (r.a.) Kimdir?  Efendimiz’in (s.a.v.) En Yakın Dostu Kimdir?  Hz. Ebû Bekir (r.a.), Efendimiz’den (s.a.v.) Dünyevi Olarak Önde Midir?  Hz. Ebû Bekir’in

İMAN ESASLARI

HZ. MUHAMMED (SAV)

Cahiliye dönemi toplumu

Cahiliye Dönemi Toplumu ve İslam’ın Getirdikleri

Cahiliye toplumunun en karanlık yönlerinden biri, kadına verilen değerin yokluğu idi. Kadın, miras hakkına sahip değildi, bir mal gibi alınıp satılırdı. Kadın bir şahsiyet değil, erkeğin malı olarak görülürdü. Evlenme ve boşanma hakkı yalnızca erkeklere aitti; kadının rızası çoğu kez dikkate alınmazdı. Bir erkek, eşi öldüğünde onu miras gibi oğluna bırakabilir veya başkasına devredebilirdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek, özellikle yoksul veya utanç korkusuyla yaşayan kabileler arasında yaygındı. Bu uygulama, toplumun merhametsizliğini ve kadına bakışındaki çarpıklığı en açık biçimde gösteriyordu.

Ayrıca kadın, dini hayatın da dışında tutulur, ibadetlerde ve toplumsal kararlarda yer alamazdı. Cahiliye Arapları, kadınların uğursuzluk getirdiğine inanır, bazı kabileler kız çocuklarının doğumunda yas tutardı. Kadınlara mirastan pay verilmez, evliliklerde mehir yerine başlık parası ödenirdi. Kadın, alınıp satılan bir eşya gibi muamele görürdü.

Kur’an-ı Kerim bu vahşeti şöyle tasvir eder:

“Onlardan birine bir kız müjdelendiğinde, öfkelenerek yüzü mosmor kesilir. (Aklınca) verilen müjdenin kötülüğünden dolayı halktan gizlenir. Böyle bir alçaltıcı duruma rağmen onu yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün! Görün işte, ne kötü yargıda bulunuyorlar!” (Nahl Suresi, 58–59)

Ve kıyamet günü o masum çocuklara şu soru sorulacaktır:

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr Suresi, 8–9)

İslam geldiğinde bu vahşet sona erdi. Resûlullah (s.a.v.), kadını toplumun onurlu bir bireyi olarak konumlandırdı. O, kız çocuklarını “rahmet vesilesi” olarak tanıttı:

“Kim üç kız çocuğunu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, Cennet ona vacip olur.” (Ebu Davud, Edeb, 120)

Üstad Bediüzzaman Said Nursî bu dönüşümü şöyle yorumlar: “Asr-ı saadetten evvelki zamanlarda kalb katılığı ve merhametsizlik öyle bir hadde baliğ olmuştu ki, kocaya vermekten âr ederek kızlarını diri diri gömerlerdi. Asr-ı saadette İslâmiyet’in doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sayesinde, evvelce kızlarını gömerken müteessir olmayanlar, İslâmiyet dairesine girdikten sonra karıncaya bile ayak basmaz olmuşlardı.” (İşârâtü’l-İ’câz)

Bugün de kürtaj, cinsiyet ayrımcılığı, aile içi şiddet, kadını bir meta gibi görmek ve onu yalnızca dış görünüşüyle değerlendirmek gibi anlayışlar, o karanlık zihniyetin modern yansımalarıdır. Günümüzün cahiliyeti, özgürlük söylemi altında kadını başka bir esarete sürüklemekte; onu tüketim kültürünün bir süsü, reklam dünyasının bir aracı hâline getirmektedir. Oysa İslam, kadını iffet ve haysiyetin, rahmet ve hikmetin simgesi olarak yüceltmiştir.

Mekke

Asr-ı Saadet ve Mekke’de İnanç Düzeni

Birçok Müslüman, imanî bir heyecanla, “Keşke Asr-ı Saadet’te yaşasaydım” der. O günlerin sahihliğini ve berraklığını, iman edenlerin Resûlullah (s.a.v.)’ı gözleriyle gördükleri o kutlu günleri hayal ederler. Ancak bu hayalin bir ucunda da şu muhasebe sorusu durur: “O gün orada olsaydım, gerçekten imanımın hakkını verebilir miydim?” Sorunun cevabı, zamanda değil, hâlde saklıdır. Çünkü şu soru daha gerçekçidir: “Bugün ne yapıyorsam, o gün de onu yapardım.” 

Asr-ı Saadet, sadece bir tarih dönemi değil, bir ruh hâlidir. O dönemde iman edenler, Efendimiz (s.a.v.)’in yanında olmanın şerefine erdiler; ama imanın hakikatini yaşayanlar, sadece onu görmekle değil, kalplerinde O’nun davetini canlı tutmakla yüceldiler. Onlar, vahyin sıcak nefesini hissediyor, Kur’an-ı Kerim’in emirlerini hemen hayatlarına taşıyorlardı. Fakat asıl fazilet, o nuru sadece görmekte değil, kalpte yaşatmakta gizlidir.

Hz. Miktad bin Amr (r.a.)’a genç sahabeler, “Ne mutlu size! Resûlullah’ı (s.a.v.) gördünüz, O’nunla beraber yaşadınız” dediklerinde, Miktad (r.a.) şu derin cevabı verir:

“Siz öyle demeyin. Biz nice kimseleri gördük ki, Efendimiz’in (s.a.v.) yanında yaşadılar ama iman etmediler. Siz bugün iman üzeresiniz, sevinin.” (İbn Kesir, El-Bidâye ve’n-Nihâye, c.5)

Bu cevap, imanın zamanla değil, hâlle ilgili olduğunu anlatır. Asr-ı Saadet’i değerli kılan şey, dönemin şartları değil, o dönemin insanlarının samimiyetidir. Bugün de aynı iman samimiyetiyle yaşayan bir kalp, kendi çağında bir Asr-ı Saadet havası estirebilir.

Resûlullah’ın (s.a.v.) çağında olsaydık bile, kalplerimizde yalan, riyakârlık, tembellik ve korkaklık varsa, O’nun yanında görünsek de Bedir’de değil, münafıkların safında olurduk. Ancak bir insan dürüstlüğü, sabrı, takvayı ve merhametiyle yaşarsa, kendi zamanında Resûlullah’ın yolunda yürüyenlerden olur. Bu, Asr-ı Saadet’in sadece geçmişte kalmadığını, her kalpte yeniden doğabileceğini gösterir; dolayısıyla Asr-ı Saadet özlemi, geçmişe değil, bugüne yöneltilmiş bir çağrıdır: O’nun gibi yaşamak. 

Günümüzde O’nun (s.a.v.) merhametini, adaletini, sabrını, tevazusunu hayatımıza taşıdığımız oranda, biz de kendi çevremizde küçük bir Asr-ı Saadet inşa etmiş oluruz.

Mekke

Cahiliye Dönemi ve Gerçekleri

Cahiliye kelimesi, günlük dilde genellikle “bilgisizlik” veya “okuma-yazma bilmemek” anlamında kullanılır. Ancak bu kelimenin kökü olan cehl, sadece bilgi eksikliğini değil, aynı zamanda kalbin hakikate kapanmasını, insanın ilahi rehberden kopuşunu da ifade eder.

Uhud Savaşı

Uhud Savaşı

Uhud Savaşı Müslümanlar Uhud’da Neden Galibiyet Elde Edemediler? Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef gibiler Bedir’de

SAHABE HAYATLARI

Zübeyr bin Avvam (r.a.)

Zübeyr bin Avvâm (R.a)

İçindekiler Zübeyr b. Avvam (r.a.) Kimdir?  Zübeyr b. Avvam (r.a.) Nasıl İman Etmiştir?  İslam İçin

Said bin Zeyd

Said bin Zeyd (r.a)

İçindekiler Said b. Zeyd (r.a.) Kimdir? Saîd bin Zeyd (r.a.) Nasıl İman Etti? Bedir Savaşı

NAMAZ TESBİHATLARI

yatsı namazı tesbihatı

Yatsı Namazı Tesbihatı

Yatsı Namazı Tesbihatı Yatsı namazının farzı kılınıp selâm verildikten sonra,  “Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuş

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuş

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuşu اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلَامُ وَ مِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ

Akşam namazı tesbihatı

Akşam Namazı Tesbihatı

Akşam Namazı Tesbihatı Akşam namazının farzı kılınıp selâm verildikten sonra,  “Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte