Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Gençlik Dönemi

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Gençlik Dönemi

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Gençlik Dönemi (16-25 Yaş Dönemi)

Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın (s.a.v.) hayatında gençlik dönemi, O’nun (s.a.v.) sadece bireysel ahlakını değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve hizmet anlayışını da pekiştirdiği kritik bir devirdir. Bu dönem, O’nun Muhammed’ül Emin lakabını pekiştirecek, adil, dürüst ve dinamik karakterini en zorlu şartlarda dahi sergilemesini sağlayacak olaylarla doludur.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Gençlik Dönemi

Haram Aylarda Bozulan Denge: Ficar Harpleri ve Kaos Ortamı

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) daha gençlik yıllarında, içinde yaşadığı toplumun hem savaşlarını hem de adalet arayışını yakından gördü. Bu dönemin önemli hadiselerinden biri Ficâr Harpleridir.

“Ficâr”, fücur kökünden gelir ve “haddi aşmak, günaha batmak” anlamı taşır. Bu savaşlara bu ismin verilmesi, haram aylarda kan döküldüğü için olmuştur. Cahiliye döneminde dahi Araplar arasında kutsal kabul edilen ve kan dökmenin kesinlikle yasak olduğu Haram Aylar vardı:

  • Zilkade (11. ay)
  • Zilhicce (12. ay)
  • Muharrem (1. ay)
  • Recep (7. ay)

Bu aylarda savaşmak, kan dökmek büyük günah sayılır; hatta bir insan, bu aylarda Kâbe’de babasının katilini görse bile ona ilişemezdi. Bu aylar, bölgede sulh ve barış ortamının devam etmesi, hac ve ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması açısından hayati önem taşımaktaydı.

Ancak zamanla menfaat çatışmalarının ve aşiret olaylarının artması, haram aylara duyulan saygının azalmasına yol açtı. Öyle ki, bu aylarda bile kılıçlar çekilerek kan döküldü. Bu olayların giderek büyümesi ise sonunda Ficâr Harpleri’nin başlamasına neden oldu.

Bu savaşlarda Kureyş ve Kinâne kabileleri ile Hevâzin arasında haram aylarda çarpışmalar yaşanmış; Peygamberimizin ( s.a.v) aşireti olan Hâşimoğulları, Zübeyr b. Abdülmuttalib’in kumandasında bu savaşa katılmak zorunda kalmıştır. (İbn Hişâm, es-Sîre)

Efendimiz (s.a.v.), 16 yaşındayken amcalarıyla birlikte Ficâr Harpleri’nin sonuncusuna katılmış, fiilen savaşmamış ancak ok, kalkan ve lojistik gibi destek görevlerinde bulunarak savaş tecrübesi edinmiştir. Böylece, daha nübüvvet öncesinde bile, savaşın yıkıcılığını ve kaosun toplumsal hayata etkisini yakından görmüştür. (İbn Hişâm, I, 184,195,198)

Ficar Harpleri sonuncusunun ardından, Mekke’de tam 4 yıl süren bir kaos ortamı oluşmuştur. Bu kaosun sonuçları çok ağır olmuştur:

  1. Hukuk ve Güvenlik Yok Olması: Bir yerde kaos varsa, hukuk çalışmaz, güvenlik olmaz. Bu nedenlerle Mekke, yaşaması zor bir yer haline gelmişti. 
  2. Daru’n-Nedve’nin (Mekke meclisi) iktidarı düşmüş, ciddi güvenlik sorunları baş göstermişti.
  3.  Ticari Denge Bozuldu: Ticaret için Mekke’ye gelenlerin malları çalınmaya başlanmış, bu da kervanların ve ticaretin azalmasına neden olmuştu.
  4. İnsan Hakları İhlal Edildi: Hac için gelenlerin dahi eşleri ve kızları kaçırılmış, zulüm yaygınlaşmıştı. 

 

Ficâr Harpleri, işte böyle adaletin ve güvenliğin çöktüğü, ticaretin ve haccın dahi risk altına girdiği kaotik bir dönemi ifade eder.

İçindekiler

Hilfü’l-Fudûl: Erdemliler Hareketi

Ficâr Harpleri’nin yol açtığı hukuksuzluk ve zulüm ortamı, Mekke’de 20 yaşındaki Hz. Muhammed’in (s.a.v.) de aralarında bulunduğu vicdan sahibi bazı insanların harekete geçmesine vesile oldu. Bu hareket, tarihe Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Anlaşması) olarak geçti.

Hilf ve Fudûl Ne Demektir?

  • Hilf: Anlaşma, ahid, sözleşme demektir.
  • Fudûl: Fazilet, erdem anlamındaki “fadıl” kelimesinin çoğuludur.

Dolayısıyla Hilfü’l-Fudûl, “fazilet sahiplerinin, erdemli insanların zulme karşı giriştiği ittifak” manasına gelmektedir.

Bir Yemenli Tüccarın Feryadı

Bu döneme denk gelen bir hadisede, Yemen’in Zübeyd kabilesinden bir tüccar, Mekke’ye mallarını satmaya gelir. Mallarını, Kureyş’in ileri gelenlerinden olan Âs b. Vâil’e satar; ancak Âs, parasını ödemeyi reddeder. Tüccar kapı kapı dolaşır, hakkını arar ama sonuç alamaz. Sonunda Ebû Kubeys dağına çıkar ve Kureyş topluluğuna bağırarak, uğradığı zulmü ve haksızlığı îlân ederek yardım ister.

Bu feryada ilk cevap veren, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib olur. Ardından Mekke’nin fazilet sahibi bazı ileri gelenleri de katılır ve zulme karşı bir ittifak kurmaya karar verirler. İslâm kaynakları, bu hadisenin Hilfü’l-Fudûl’ün kurulmasına sebep olduğunu, toplantının da Abdullah b. Cüd‘ân’ın evinde yapıldığını kaydeder.

Abdullah b. Cüd‘ân’ın Evinde Alınan Tarihî Karar

Abdullah b. Cüd‘ân, cömertliğiyle bilinen, mazlumları himaye eden zengin bir Kureyşliydi. Hilfü’l-Fudûl anlaşmasının da onun evinde yapıldığı belirtilir. 

Toplananlar şu esaslar üzerinde yeminleşmişlerdir:

  1. Kim olursa olsun, mazlumsa ve hakkı gasp edilmişse onun yanında yer almak.,
  2. Mazlumun yanında, zalimin karşısında yer almak.,
  3. Hira ve Sebr dağları yerinde durdukça (yani ebediyete kadar) verilen sözde sadık kalmak. (Süheylî, II, 73)

İslam geldiğinde, Tevhid ve Adalet tesis edildiği için artık böyle bir alt sözleşmeye ihtiyaç kalmamıştır. İslam’ın en temel düsturu; kim olursa olsun mazlumdan yana, kim olursa olsun zalime karşı durmaktır; bu noktada din, dil, ırk ayrımı gözetmez.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), nübüvvetten sonra bu anlaşmaya dair şöyle buyurmuştur:

Abdullâh bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla birlikte, Hılfü’l-Fudûl’de hazır bulundum. O meclisten o kadar memnun oldum ki, ona bedel bana kızıl develer (yâni en kıymetli dünyâ metâı) verilse, o kadar sevinmezdim. O antlaşmaya şimdi de çağrılsam, yine icâbet ederim.” (Müsned, ı. 190. 317)

Bu ifade, İslâm’ın zulme karşı evrensel duruşunu gösteren çok önemli bir ölçüdür. Din, sadece ibadetlerden ibaret değildir; adaletin, ahlâkın ve kul hakkının da adıdır.

Katun İsimli Kızın Kurtarılması

Rivayetlerde, Hilfü’l-Fudûl teşkilatının işleyişine dair şu olay anlatılır:

Has‘am kabilesi hac için Mekke’ye gelir. Kabilede Katun isimli çok güzel bir kız vardır. Nübeyb b. Haccac adında bir kişi, bu kızı zorla kaçırır. Kızın çaresiz kalan ailesi, Hilfü’l-Fudûl’e yönlendirilir.

Hilfü’l-Fudûl mensupları hemen toplanır, Nübeyb’in evini kuşatırlar ve kızı kurtarırlar. (İbn Habîb, s. 55)

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Gençlik Dönemi

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Ticaret Tecrübesi

Efendimiz (s.a.v.), hayatını geçim derdiyle yüzleşmeden, yalnızca mucizevi bir ortamda sürdürmedi. Aksine:

  • Çobanlık yaparak ailelerinin sürülerini güttü,
  • Çok genç yaşta Ebu Talib (r.a.) ile Şam/Busra taraflarına ticaret seferine katıldı,
  • Bazı rivayetlere göre amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib’le (r.a.) Yemen tarafına ticaret yaptı,
  • Daha sonra Hz. Hatice’nin (r.a.) kervanlarında baş tacir olarak görev aldı.

Rivayetlerde, bir kervanda huysuzlanan bir devenin Efendimiz (s.a.v.) yanına gelince sakinleştiği, onun yönlendirmesiyle kervanın yeniden yola devam ettiği anlatılır. Bu tür rivayetler, daha çocukluk döneminde bile Efendimiz’in (s.a.v.) fıtri vakarını ve çevresinde oluşturduğu güveni gösterir.

Hz. Hatice’nin (r.a.) Kervanı ve Meysere’nin Şahitliği

Mekke’de Hz. Hatice (r.a.) son derece zengin, itibarlı ve güçlü bir tacireydi. Babası Hüveylid’in malları, önceki eşlerinden kalan servet ve kendi ticaret başarısı sebebiyle, adeta Mekke sermayesinin önemli bir kısmı onun elinde toplanmıştı.

Efendimiz (s.a.v.)’in dürüstlüğü, doğruluğu ve ticaretteki ehliyeti sebebiyle amcası Ebu Talib, onu Hz. Hatice’ye (r.a.) tavsiye etmiş ve herkesin istediğinin iki katı ücreti talep etmiştir. Hz. Hatice (r.a.), onunla gelen kârın da ahlakının da farklı olduğunu görmüş; rivayetlere göre, ‘Bu teklifi sen, hoşlanmadığım bir kimse için yapsan, senden olduğu için yine kabul ederdim. Nerede kaldı ki akrabamızdan olan ve herkesin sevdiği pek emin ve nezih birisi için yapıyorsun, istediğin gibi olsun!‘ diyerek memnuniyetini ifade etmiştir. (İbn Hişâm, Sîre, c. 1, s. 203)

Bu yolculukta Meysere isimli kölesini de adeta “gözlemci” olarak kervana katmıştır. Meysere, yol boyunca Efendimiz’in (s.a.v.):

  • Ticareti nasıl nezaketle yürüttüğünü,
  • Kolaylaştırıcı, merhametli, kolaylık sahibi bir tacir olduğunu,
  • Özellikle pazarlık esnasında hilm ve yumuşaklığını, hayranlıkla izlemiş ve dönüşte Hz. Hatice’ye (r.a.) tek tek anlatmıştır.

Dürüstlük ve İman Lezzeti Hassasiyeti

Yolculuk esnasında Efendimiz (s.a.v.) ile bir Yahudi tacir arasında geçtiği aktarılan şu sahne dikkat çekicidir:

Tacir, alışverişin sonunda:

Bu malı sana Lat ve Uzzâ üzerine yemin ederek satacağım.” der. 

Bunun üzerine, o güne dek hep mütebessim olan Efendimiz (s.a.v.)’in çehresi ciddileşir ve:

İnanmadığım ve bu güne kadar değer vermediğim cansız nesneler adına beni yemine mi çağırıyorsun? Bana sevimsiz gelen o putlar adına asla yemin etmeyeceğim? (İbn Sa’d, Tabakât, c.1, s.130) buyurur.

Bu cevap, Yahudi’yi şok etmiş ve O’nun (asm) farklı bir insan olduğunu anlamasına sebep olmuştur.

Diğer bir hadise de ise, dönüş yolunda Hz. Muhammed (s.a.v.), kendi kasasındaki paranın kervanın kasasıyla karıştığını fark edince, Meysere’yi şahit tutarak, tüm kendi parasını kervanın kasasına dahil etmiştir. (İbn Sa’d, a.g.e, c.1, s.130)

Peygam Efendimiz’in (s.a.v) Ticaret Ahlakı

Efendimiz’in (s.a.v.) ticaret ahlakını anlatan diğer hadiste şöyle buyurur.

“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Kardeşine, kusurlu bir şeyi kusurunu ona açıklamadan satması helâl olmaz.” (İbn Mâce, Ticare, 45 vb.) 

Bu hadis, bir Müslümanın:

  • Ayıplı malın kusurunu gizlemesini,
  • Kardeşini aldatmasını,
  • Kâr uğruna kul hakkına girmesini açıkça haram saymaktadır.

Doğru ve Güvenilir Tüccar: Peygamberler, Sıddıklar ve Şehitlerle

Peygamberimizin (s.a.v.), günümüze de bakan ve güvenilir tüccarlar hakkında önemli bir müjdesi bulunmaktadır. 

Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû‘, 4; İbn Mâce, Ticârât, 1) 

Bu müjde, ticaret ehline verilen büyük bir şereftir. Ancak bu mertebeye ulaşmanın yolu, büyük bir hassasiyetten geçer.  Çünkü ticaret:

  • Mal ve menfaatin çok döndüğü,
  • Hilenin, yalanın, gizlemenin kolayca devreye girebildiği,
  • “Haram-helal karışma” riskinin yüksek olduğu bir alandır.

Tam da bu sebeple, doğruluğunu ticaret ortamında koruyan kimseye verilen mükâfat, sıradan bir mükâfat değil; peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberlik derecesidir.

Ticarette Yemin, Bereket ve Sorumluluk

Efendimiz (s.a.v.) başka bir hadiste ise ticarette yemin etme meselesinden bahsederek şöyle buyurmuştur:

Yemin, malın revaç bulmasına (sürümüne) sebep olur; fakat bereketini yok eder.” (Buhârî, Büyûʿ, 26; Müslim, Müsâkât, 131) 

Bu hadis, ticarette:

  • Sürekli yemin ederek malını pazarlayan,
  • Yeminle karşısındakini ikna etmeye çalışan,
  • Hatta yalan yeminle fiyat yükselten kimselerin,
    dünyada belki “sürüm” elde etse bile, bereketi kaybedeceğini açıkça beyan eder.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Geçimi ve İnfak Anlayışı

Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı boyunca geçimini nasıl sağladığı ve malını nerede harcadığı konusu bir müslamanın bilmesi gereken en önemli konulardandır. Efendimiz (s.a.v.);

  • Çocukluk döneminde çobanlık yapmış; ailesinin ve Mekkelilerin sürülerini gütmüştür.
  • Gençlik döneminde ticaretle meşgul olmuş; önce amcalarıyla, sonra Hz. Hatice (r.a.) ile ortak ticaret yapmıştır.
  • Medine döneminde:
    • Ganimetlerden kendisine ve ehline ayrılan pay ile,
    • Ensarın hediye ettiği hurma bahçelerinden gelen ürünlerle,
    • Zaman zaman ashâbın ikramlarıyla geçinmiştir.

Bununla beraber, devlet hazinesinden (beytü’lmal) kendisine gelen payları dahi çoğu zaman elinde tutmamış; ihtiyaç sahiplerine dağıtmış, evinde kimi zaman aylarca sıcak yemek pişmemiştir.

Zekât ve sadaka malının, Efendimiz (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’i için haram olduğu da sahih hadislerle sabittir. Torunu Hz. Hasan (r.a.)’ın hurma zekâtından bir tanesini ağzına götürdüğünü görünce, onu hemen çıkararak:

Bizim için sadaka helâl değildir.” (Müslim, Zekât 161)

buyurmuştur. Bu rivayet, Ehl-i Beyt’in zekât ve sadakadan uzak durma hassasiyetini gösterir.

Hz. Hatice (r.a.) ile Evliliği: Sadece Duygusal Değil, Ahlâkî Bir Buluşma

Efendimiz (s.a.v.), 25 yaşına geldiğinde, iffet ve asalet timsali yaklaşık 40 yaşlarında olan Hz. Hatice (r.a.) ile evlenmiştir. 

Hz. Hatice, kendisiyle evlenmek isteyen Mekke’nin ekâbir takımına (Ebu Cehil, Velid bin Muğire, Ebu Süfyan) rağmen, düşüncelerini Nefise Binti Münye aracılığıyla Efendimiz’e (s.a.v.) iletmiştir.

Evlilik için Ebu Talib, Fatma Binti Esed (Hz. Ali’nin (r.a.) annesi), Hz. Hamza (r.a.), Hz. Abbas (r.a.) gibi aile büyükleri devreye girdi; Hz. Hatice (r.a.) ise amcası Amr b. Esed vasıtasıyla nikâh akdini gerçekleştirmiştir. 

Bu evlilik, Mekke’nin ileri gelenleri arasında büyük bir kıskançlık ve düşmanlık doğurmuştur. Ebu Cehil, Mekke’nin soylusu olan Hatice’nin, “Abdülmuttalib’in yetimi”ne varmasına içerlemiş ve bu durum, gelecekteki düşmanlıkların bir sebebi olmuştur.

Bu evlilik, sadece duygusal bir birliktelik değil; ahlâk, vefa ve dava ortaklığı üzerine kurulmuş bir evlilikti. Hz. Hatice (r.a.):

  • İlk vahiy geldiğinde onu teselli eden,
  • 3 yıllık boykot yıllarında bütün servetini dava için harcayan ve
  • Efendimizin (s.a.v.) Hz. Hatice hakkında; ‘Allah Teâlâ bana ondan daha hayırlısını vermedi. Halk bana inanmazken o inandı. Herkes bana yalancı derken o doğru söylediğimi kabul etti. Kimse bana bir şey vermezken o beni malıyla destekledi ve Cenâb-ı Hak bana ondan çocuklar ihsân etti.” (İbn-i Hanbel, VI, 118) dediği eşidir.

Kur’ân’ın “tayyibât – temizler temizlere” hakikatine uygun olarak, “temiz kadınlar temiz erkeklere; temiz erkekler de temiz kadınlara” yakışır. (Nûr, 24/26). Bu ölçü, evlilik hayali kuran herkese, önce kendini temizlemeyi, ahlâkını güzelleştirmeyi, vefa ve sadakat yazılımını kendi ruhuna yerleştirmeyi hatırlatır.

Hz. Muhammed'in (asm) Hayatı - Doğumu Ve Çocukluğu - Bölüm 5

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir