Konuklar

Konuklar, anlamlı hayat hikâyelerine sahip özel isimleri ağırlıyor. Bu bölümde, farklı alanlarda tecrübe kazanmış konukların samimi sohbetlerine, manevi yolculuklarına ve hayatlarına yön veren değerlerine tanıklık edebilirsiniz.

SON EKLENENLER

Ahmet Kavlak
Konuklar

Doç. Dr. Ahmet Kavlak

Prof. Dr. Halim Ulaş, Doç. Dr. Ahmet Kavlak, Doç. Dr. Kasım Takım Agnostisizmi bilimsel açıdan değerlendirdi “Herkesin farklı bir hizmet tarzı var, bu gayet makul.

Ferhat Aslan
Konuklar

Dr. Ferhat Aslan

Ferhat Aslan, aile içi iletişim için etkili bir yöntem sundu. “Bana sorsalar, bir yer açsaydınız nasıl bir isim koyardınız diye, kesinlikle hayalin geliştiği bir isim

Zafer Akıncı
Konuklar

Dr. Zafer Akıncı

Dr. Zafer Akıncı, annelerin çocuk gelişimindeki rolünü açıkladı. “Hayalhanem’i yürekten tebrik ediyorum, inandıkları şeyleri çok güzel anlatıyorlar. Ben de Müslüman bir insan olarak, içeriklerinin inançlarıma

Abdulkerim Tatlıkabak
Konuklar

Abdulkerim Tatlıkabak

Abdulkerim Tatlıkabak ile Keyifli Bir Söyleşi Gerçekleştirdik “Hayalhanem’i çok faydalı hizmetler yapan, özellikle gençlerin üzerinde büyük emekleri olan bir kuruluş olarak takdir ediyorum. Mehmet Yıldız’ın

Ömer Döngeloğlu
Konuklar

Ömer Döngeloğlu

Ömer Döngeloğlu, Vasiyetini ve Duasını Hayalhanem ile Paylaştı “Mersin’e yıllar sonra Hayalhanem’in davetiyle geldiğim bu program vesilesiyle şunu ifade etmek isterim: Güzel bir yoldasınız, güzel

Kasım Takım
Konuklar

Doç. Dr. Kasım Takım

Evrimin Sınırlarını Doç. Dr. Kasım Takım ile Ele Aldık “Hayalhanem’in çalışmalarını takdir ediyorum ve gençlere ulaşma çabalarını çok değerli buluyorum. Özellikle bu dönemde gençlerin doğru

Zeki Eker
Konuklar

Prof. Dr. Zeki Eker

Prof. Dr. Zeki Eker ile Kıyametin En Büyük Alametini Bilimsel Açıdan Ele Aldık “Hayalhanem’i çok kıymetli ve önemli bir boşluğu dolduran bir hizmet olarak değerlendiriyorum.

Mehmet Efe Hoca
Konuklar

Mehmet Efe Hoca

Mehmet Efe Hoca ile mirasın manevi boyutunu konuştuk. “Hayalhanem’de imanın kavi, Allah aşkı, Peygamber sevgisi ve kardeşlik duygusu olduğunu düşünüyorum” Mehmet Efe Hoca Hayalhanem Kanalına

Halim Ulaş
Konuklar

Prof. Dr. Halim Ulaş

Prof. Dr. Halim Ulaş, Doç. Dr. Ahmet Kavlak, Doç. Dr. Kasım Takım Agnostisizmi bilimsel açıdan değerlendirdi “Allah sizden razı olsun. Gençliğe güzel örnekler sunuyorsunuz. Biz

İMAN ESASLARI

HZ. MUHAMMED (SAV)

Cahiliye dönemi toplumu

Cahiliye Dönemi Toplumu ve İslam’ın Getirdikleri

Cahiliye toplumunun en karanlık yönlerinden biri, kadına verilen değerin yokluğu idi. Kadın, miras hakkına sahip değildi, bir mal gibi alınıp satılırdı. Kadın bir şahsiyet değil, erkeğin malı olarak görülürdü. Evlenme ve boşanma hakkı yalnızca erkeklere aitti; kadının rızası çoğu kez dikkate alınmazdı. Bir erkek, eşi öldüğünde onu miras gibi oğluna bırakabilir veya başkasına devredebilirdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek, özellikle yoksul veya utanç korkusuyla yaşayan kabileler arasında yaygındı. Bu uygulama, toplumun merhametsizliğini ve kadına bakışındaki çarpıklığı en açık biçimde gösteriyordu.

Ayrıca kadın, dini hayatın da dışında tutulur, ibadetlerde ve toplumsal kararlarda yer alamazdı. Cahiliye Arapları, kadınların uğursuzluk getirdiğine inanır, bazı kabileler kız çocuklarının doğumunda yas tutardı. Kadınlara mirastan pay verilmez, evliliklerde mehir yerine başlık parası ödenirdi. Kadın, alınıp satılan bir eşya gibi muamele görürdü.

Kur’an-ı Kerim bu vahşeti şöyle tasvir eder:

“Onlardan birine bir kız müjdelendiğinde, öfkelenerek yüzü mosmor kesilir. (Aklınca) verilen müjdenin kötülüğünden dolayı halktan gizlenir. Böyle bir alçaltıcı duruma rağmen onu yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün! Görün işte, ne kötü yargıda bulunuyorlar!” (Nahl Suresi, 58–59)

Ve kıyamet günü o masum çocuklara şu soru sorulacaktır:

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr Suresi, 8–9)

İslam geldiğinde bu vahşet sona erdi. Resûlullah (s.a.v.), kadını toplumun onurlu bir bireyi olarak konumlandırdı. O, kız çocuklarını “rahmet vesilesi” olarak tanıttı:

“Kim üç kız çocuğunu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, Cennet ona vacip olur.” (Ebu Davud, Edeb, 120)

Üstad Bediüzzaman Said Nursî bu dönüşümü şöyle yorumlar: “Asr-ı saadetten evvelki zamanlarda kalb katılığı ve merhametsizlik öyle bir hadde baliğ olmuştu ki, kocaya vermekten âr ederek kızlarını diri diri gömerlerdi. Asr-ı saadette İslâmiyet’in doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sayesinde, evvelce kızlarını gömerken müteessir olmayanlar, İslâmiyet dairesine girdikten sonra karıncaya bile ayak basmaz olmuşlardı.” (İşârâtü’l-İ’câz)

Bugün de kürtaj, cinsiyet ayrımcılığı, aile içi şiddet, kadını bir meta gibi görmek ve onu yalnızca dış görünüşüyle değerlendirmek gibi anlayışlar, o karanlık zihniyetin modern yansımalarıdır. Günümüzün cahiliyeti, özgürlük söylemi altında kadını başka bir esarete sürüklemekte; onu tüketim kültürünün bir süsü, reklam dünyasının bir aracı hâline getirmektedir. Oysa İslam, kadını iffet ve haysiyetin, rahmet ve hikmetin simgesi olarak yüceltmiştir.

Mekke

Asr-ı Saadet ve Mekke’de İnanç Düzeni

Birçok Müslüman, imanî bir heyecanla, “Keşke Asr-ı Saadet’te yaşasaydım” der. O günlerin sahihliğini ve berraklığını, iman edenlerin Resûlullah (s.a.v.)’ı gözleriyle gördükleri o kutlu günleri hayal ederler. Ancak bu hayalin bir ucunda da şu muhasebe sorusu durur: “O gün orada olsaydım, gerçekten imanımın hakkını verebilir miydim?” Sorunun cevabı, zamanda değil, hâlde saklıdır. Çünkü şu soru daha gerçekçidir: “Bugün ne yapıyorsam, o gün de onu yapardım.” 

Asr-ı Saadet, sadece bir tarih dönemi değil, bir ruh hâlidir. O dönemde iman edenler, Efendimiz (s.a.v.)’in yanında olmanın şerefine erdiler; ama imanın hakikatini yaşayanlar, sadece onu görmekle değil, kalplerinde O’nun davetini canlı tutmakla yüceldiler. Onlar, vahyin sıcak nefesini hissediyor, Kur’an-ı Kerim’in emirlerini hemen hayatlarına taşıyorlardı. Fakat asıl fazilet, o nuru sadece görmekte değil, kalpte yaşatmakta gizlidir.

Hz. Miktad bin Amr (r.a.)’a genç sahabeler, “Ne mutlu size! Resûlullah’ı (s.a.v.) gördünüz, O’nunla beraber yaşadınız” dediklerinde, Miktad (r.a.) şu derin cevabı verir:

“Siz öyle demeyin. Biz nice kimseleri gördük ki, Efendimiz’in (s.a.v.) yanında yaşadılar ama iman etmediler. Siz bugün iman üzeresiniz, sevinin.” (İbn Kesir, El-Bidâye ve’n-Nihâye, c.5)

Bu cevap, imanın zamanla değil, hâlle ilgili olduğunu anlatır. Asr-ı Saadet’i değerli kılan şey, dönemin şartları değil, o dönemin insanlarının samimiyetidir. Bugün de aynı iman samimiyetiyle yaşayan bir kalp, kendi çağında bir Asr-ı Saadet havası estirebilir.

Resûlullah’ın (s.a.v.) çağında olsaydık bile, kalplerimizde yalan, riyakârlık, tembellik ve korkaklık varsa, O’nun yanında görünsek de Bedir’de değil, münafıkların safında olurduk. Ancak bir insan dürüstlüğü, sabrı, takvayı ve merhametiyle yaşarsa, kendi zamanında Resûlullah’ın yolunda yürüyenlerden olur. Bu, Asr-ı Saadet’in sadece geçmişte kalmadığını, her kalpte yeniden doğabileceğini gösterir; dolayısıyla Asr-ı Saadet özlemi, geçmişe değil, bugüne yöneltilmiş bir çağrıdır: O’nun gibi yaşamak. 

Günümüzde O’nun (s.a.v.) merhametini, adaletini, sabrını, tevazusunu hayatımıza taşıdığımız oranda, biz de kendi çevremizde küçük bir Asr-ı Saadet inşa etmiş oluruz.

Mekke

Cahiliye Dönemi ve Gerçekleri

Cahiliye kelimesi, günlük dilde genellikle “bilgisizlik” veya “okuma-yazma bilmemek” anlamında kullanılır. Ancak bu kelimenin kökü olan cehl, sadece bilgi eksikliğini değil, aynı zamanda kalbin hakikate kapanmasını, insanın ilahi rehberden kopuşunu da ifade eder.

Uhud Savaşı

Uhud Savaşı

Uhud Savaşı Müslümanlar Uhud’da Neden Galibiyet Elde Edemediler? Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef gibiler Bedir’de

SAHABE HAYATLARI

Zübeyr bin Avvam (r.a.)

Zübeyr bin Avvâm (R.a)

İçindekiler Zübeyr b. Avvam (r.a.) Kimdir?  Zübeyr b. Avvam (r.a.) Nasıl İman Etmiştir?  İslam İçin

Said bin Zeyd

Said bin Zeyd (r.a)

İçindekiler Said b. Zeyd (r.a.) Kimdir? Saîd bin Zeyd (r.a.) Nasıl İman Etti? Bedir Savaşı

NAMAZ TESBİHATLARI

yatsı namazı tesbihatı

Yatsı Namazı Tesbihatı

Yatsı Namazı Tesbihatı Yatsı namazının farzı kılınıp selâm verildikten sonra,  “Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuş

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuş

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuşu اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلَامُ وَ مِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ

Akşam namazı tesbihatı

Akşam Namazı Tesbihatı

Akşam Namazı Tesbihatı Akşam namazının farzı kılınıp selâm verildikten sonra,  “Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte