Namaz

Secde, kalbin gerçek yuvasıdır. Dünya yorar, namaz dinlendirir. Namazla ilgili tüm yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz

SON EKLENENLER

Namazda Sure Sıralaması
Namaz

Namazda Sure Sıralaması

Namaz, imandan sonra İslam’ın en önemli ibadetidir. Hem kalp hem bedenle yapılan bir kulluk göstergesidir. Namaz sadece anlamı değil, şekliyle de doğru ve güzel olmalıdır. Kılınan namaz hem içeriğiyle hem de şekliyle tam kıvamında olursa insanı Allah’a (c.c.) yaklaştırır. Namazda kırâat (okuma), sûre sıralaması ve sehiv secdesi (yanılma secdesi) gibi ayrıntılara dikkat etmek ibadeti daha bilinçli ve huşû içinde yapmamızı sağlar. Hanefî mezhebine göre bu konulardaki hassasiyet, namazın değerini artırır ve kulluğu güzelleştirir.

Yolculukta Namaz
Namaz

Yolculukta Namaz: Seferilik Hükümleri ve Hikmetleri

Namaz, bir müslüman’ın günlük hayatını şekillendiren önemli ibadetlerdendir ve Allah (c.c)’a kulluğun en açık göstergesidir. Her şart ve durumda müminin üzerinde sabit olan bu ilahi emir, hayatın her anında yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur. 

Namazın Doğru Kılınışı
Namaz

Namazın Doğru Kılınışı ve Sık Yapılan Hatalar

İman, insanın kalbindeki en büyük servetidir. O imanın en parlak ameli ise namazdır. Namaz, kulun Rabb’ine (c.c.) yönelerek huzur bulduğu, dünya telaşından sıyrılıp ebedî saadetin kapısını araladığı mukaddes bir ibadettir. Ve bu ibadetin ilk adımı, şüphesiz ki abdesttir. Öyleyse bu büyük ibadeti eda ederken hem abdeste hem de namazın edasına azami dikkat göstermeliyiz.

Sabah Namazı
Namaz

Sabah Namazının Önemi ve Ruhumuza Kazandırdıkları

Sabah namazı, müminin Rabbine (c.c.) olan sadakatini, kulluğunu ve teslimiyetini en güzel şekilde ortaya koyduğu bir vakittir. Bu vakit sadece bir ibadet değil; aynı zamanda insanın en sevdiği şeyi, yani tatlı uykusunu, en sevdiğine yani Allah’a (c.c.) feda ettiği bir an olarak büyük bir anlam taşır. Sabah namazı, kulun Rabbinin (c.c.) huzuruna çıkışı ve O’na (c.c.) olan bağlılığını gösterdiği en anlamlı zaman dilimlerinden biridir.

Namazda dikkat dağıtan hatalar
Namaz

Namazda Dikkat Dağıtan Hatalar ve Çıkış Yolları

Namaz, müminin miracı ve kulluğun en büyük tezahürüdür. Bir Müslüman için imandan sonra en önemli ibadet namazdır; çünkü kul ile Rabbi (c.c.) arasındaki en kuvvetli bağdır. Namazdan zevk almak, ibadetin ruhunu hissetmek ve huşuyu tatmak, bir müminin kalbini huzura erdirir ve ibadetlerini lezzetle yapmasına vesile olur. Ancak namazda huşuyu yakalamak ve konsantre olmak her zaman kolay olmayabilir. Namazdaki huşumuzu bozan bu hatalardan arınmak için, dikkatimizi dağıtan sebepleri ve çözüm yollarını bilmek büyük önem taşır.

istihare duası ve namazı
Namaz

İstihare Duası ve Namazı

Hayatımızın bazı dönemlerinde öyle kararlar alırız ki; zihnimiz karışır, kalbimiz daralır. Evlilik, iş tercihi, öğrenim seçimi ya da bir hizmet faaliyeti… Hangisinin daha hayırlı olduğunu bilemediğimizde, Rabbimizin (c.c.) sonsuz ilmine yönelmek ihtiyacı hissederiz. İşte bu noktada Efendimiz Hz. Muhammed’in(s.a.v.) ümmetine öğrettiği yüce bir sünnet imdada yetişir: İstihâre.

Hep ihlas okuyorum
Namaz

Hep İhlas Okuyorum

Namaz, sadece bireysel bir ibadet değil; bizim için Allah (c.c.) ile buluşma anıdır. Bu buluşma, hem zahiri şekliyle hem de içsel anlamıyla tam bir bütünlük taşır. Çünkü namaz, bizim kulluğumuzun bir özeti gibidir. İmanımız ne kadar derinse, bu buluşmadan alacağımız huşû ve manevî tat da o kadar artar. Çünkü namazda hissedeceğimiz huzur ve huşû, fıtrîdir; dıştan gelen bir emirle değil, içimizden doğan bir hâl ile meydana gelir. Tıpkı biri bize “Hadi uyu” dediğinde hemen uyuyamadığımız gibi… Huşû da aynı şekilde, iman hakikatlerini derinlemesine kavradığımızda kendiliğinden oluşan bir neticedir.

Cemaat Namazı
Namaz

Cemaat Namazı

Cemaatle namaz, yalnızca bir ibadet biçimi değil; aynı zamanda ümmet olma bilincinin inşa edildiği, manevî kardeşliğin en kuvvetli şekilde hissedildiği yüce bir ibadet vesilesidir. İnsan, fıtratı gereği sosyal bir varlıktır. Yalnız başına değil, birlikte yaşamak ve birlikte ibadet etmek üzere yaratılmıştır. İşte cemaatle namaz, bu yaratılış hikmetinin en bariz göstergelerinden biridir. Allah (c.c.), kullarının tek saf hâlinde huzuruna çıkmasını murad etmiş ve bu birliktelik sayesinde rahmet kapılarını ardına kadar açmıştır.

Tilavet Secdesi
Namaz

Tilavet Secdesi Nedir, Nasıl Yapılır?

İnsan sağlıklı olduğu sürece hastalığın anlamını pek düşünmez. Ancak, sağlık elden gittiğinde, hastalığın ne kadar büyük bir nimet ve aynı zamanda bir imtihan olduğunu fark ederiz. Bir insan nefes almanın ne kadar kıymetli bir nimet olduğunu ancak solunum sıkıntısı çektiğinde anlar. Oysa her gün nefes almaktadır. Biz, sürekli sağlık nimetine maruz kaldığımızda onu fark edemediğimiz için Allah(c.c) bazen zıttını, yani hastalığı misafir olarak gönderir. Böylece her an üzerimizde tecelli eden Şâfi (Şifa Veren) ismini anlamamızı sağlar. Bu yüzden hastalık, sadece bir musibet değil, aynı zamanda bir ilahi mesaj ve manevi terbiye vesilesidir.

İMAN ESASLARI

HZ. MUHAMMED (SAV)

Cahiliye dönemi toplumu

Cahiliye Dönemi Toplumu ve İslam’ın Getirdikleri

Cahiliye toplumunun en karanlık yönlerinden biri, kadına verilen değerin yokluğu idi. Kadın, miras hakkına sahip değildi, bir mal gibi alınıp satılırdı. Kadın bir şahsiyet değil, erkeğin malı olarak görülürdü. Evlenme ve boşanma hakkı yalnızca erkeklere aitti; kadının rızası çoğu kez dikkate alınmazdı. Bir erkek, eşi öldüğünde onu miras gibi oğluna bırakabilir veya başkasına devredebilirdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek, özellikle yoksul veya utanç korkusuyla yaşayan kabileler arasında yaygındı. Bu uygulama, toplumun merhametsizliğini ve kadına bakışındaki çarpıklığı en açık biçimde gösteriyordu.

Ayrıca kadın, dini hayatın da dışında tutulur, ibadetlerde ve toplumsal kararlarda yer alamazdı. Cahiliye Arapları, kadınların uğursuzluk getirdiğine inanır, bazı kabileler kız çocuklarının doğumunda yas tutardı. Kadınlara mirastan pay verilmez, evliliklerde mehir yerine başlık parası ödenirdi. Kadın, alınıp satılan bir eşya gibi muamele görürdü.

Kur’an-ı Kerim bu vahşeti şöyle tasvir eder:

“Onlardan birine bir kız müjdelendiğinde, öfkelenerek yüzü mosmor kesilir. (Aklınca) verilen müjdenin kötülüğünden dolayı halktan gizlenir. Böyle bir alçaltıcı duruma rağmen onu yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün! Görün işte, ne kötü yargıda bulunuyorlar!” (Nahl Suresi, 58–59)

Ve kıyamet günü o masum çocuklara şu soru sorulacaktır:

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr Suresi, 8–9)

İslam geldiğinde bu vahşet sona erdi. Resûlullah (s.a.v.), kadını toplumun onurlu bir bireyi olarak konumlandırdı. O, kız çocuklarını “rahmet vesilesi” olarak tanıttı:

“Kim üç kız çocuğunu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, Cennet ona vacip olur.” (Ebu Davud, Edeb, 120)

Üstad Bediüzzaman Said Nursî bu dönüşümü şöyle yorumlar: “Asr-ı saadetten evvelki zamanlarda kalb katılığı ve merhametsizlik öyle bir hadde baliğ olmuştu ki, kocaya vermekten âr ederek kızlarını diri diri gömerlerdi. Asr-ı saadette İslâmiyet’in doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sayesinde, evvelce kızlarını gömerken müteessir olmayanlar, İslâmiyet dairesine girdikten sonra karıncaya bile ayak basmaz olmuşlardı.” (İşârâtü’l-İ’câz)

Bugün de kürtaj, cinsiyet ayrımcılığı, aile içi şiddet, kadını bir meta gibi görmek ve onu yalnızca dış görünüşüyle değerlendirmek gibi anlayışlar, o karanlık zihniyetin modern yansımalarıdır. Günümüzün cahiliyeti, özgürlük söylemi altında kadını başka bir esarete sürüklemekte; onu tüketim kültürünün bir süsü, reklam dünyasının bir aracı hâline getirmektedir. Oysa İslam, kadını iffet ve haysiyetin, rahmet ve hikmetin simgesi olarak yüceltmiştir.

Mekke

Asr-ı Saadet ve Mekke’de İnanç Düzeni

Birçok Müslüman, imanî bir heyecanla, “Keşke Asr-ı Saadet’te yaşasaydım” der. O günlerin sahihliğini ve berraklığını, iman edenlerin Resûlullah (s.a.v.)’ı gözleriyle gördükleri o kutlu günleri hayal ederler. Ancak bu hayalin bir ucunda da şu muhasebe sorusu durur: “O gün orada olsaydım, gerçekten imanımın hakkını verebilir miydim?” Sorunun cevabı, zamanda değil, hâlde saklıdır. Çünkü şu soru daha gerçekçidir: “Bugün ne yapıyorsam, o gün de onu yapardım.” 

Asr-ı Saadet, sadece bir tarih dönemi değil, bir ruh hâlidir. O dönemde iman edenler, Efendimiz (s.a.v.)’in yanında olmanın şerefine erdiler; ama imanın hakikatini yaşayanlar, sadece onu görmekle değil, kalplerinde O’nun davetini canlı tutmakla yüceldiler. Onlar, vahyin sıcak nefesini hissediyor, Kur’an-ı Kerim’in emirlerini hemen hayatlarına taşıyorlardı. Fakat asıl fazilet, o nuru sadece görmekte değil, kalpte yaşatmakta gizlidir.

Hz. Miktad bin Amr (r.a.)’a genç sahabeler, “Ne mutlu size! Resûlullah’ı (s.a.v.) gördünüz, O’nunla beraber yaşadınız” dediklerinde, Miktad (r.a.) şu derin cevabı verir:

“Siz öyle demeyin. Biz nice kimseleri gördük ki, Efendimiz’in (s.a.v.) yanında yaşadılar ama iman etmediler. Siz bugün iman üzeresiniz, sevinin.” (İbn Kesir, El-Bidâye ve’n-Nihâye, c.5)

Bu cevap, imanın zamanla değil, hâlle ilgili olduğunu anlatır. Asr-ı Saadet’i değerli kılan şey, dönemin şartları değil, o dönemin insanlarının samimiyetidir. Bugün de aynı iman samimiyetiyle yaşayan bir kalp, kendi çağında bir Asr-ı Saadet havası estirebilir.

Resûlullah’ın (s.a.v.) çağında olsaydık bile, kalplerimizde yalan, riyakârlık, tembellik ve korkaklık varsa, O’nun yanında görünsek de Bedir’de değil, münafıkların safında olurduk. Ancak bir insan dürüstlüğü, sabrı, takvayı ve merhametiyle yaşarsa, kendi zamanında Resûlullah’ın yolunda yürüyenlerden olur. Bu, Asr-ı Saadet’in sadece geçmişte kalmadığını, her kalpte yeniden doğabileceğini gösterir; dolayısıyla Asr-ı Saadet özlemi, geçmişe değil, bugüne yöneltilmiş bir çağrıdır: O’nun gibi yaşamak. 

Günümüzde O’nun (s.a.v.) merhametini, adaletini, sabrını, tevazusunu hayatımıza taşıdığımız oranda, biz de kendi çevremizde küçük bir Asr-ı Saadet inşa etmiş oluruz.

Mekke

Cahiliye Dönemi ve Gerçekleri

Cahiliye kelimesi, günlük dilde genellikle “bilgisizlik” veya “okuma-yazma bilmemek” anlamında kullanılır. Ancak bu kelimenin kökü olan cehl, sadece bilgi eksikliğini değil, aynı zamanda kalbin hakikate kapanmasını, insanın ilahi rehberden kopuşunu da ifade eder.

Uhud Savaşı

Uhud Savaşı

Uhud Savaşı Müslümanlar Uhud’da Neden Galibiyet Elde Edemediler? Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef gibiler Bedir’de

SAHABE HAYATLARI

Zübeyr bin Avvam (r.a.)

Zübeyr bin Avvâm (R.a)

İçindekiler Zübeyr b. Avvam (r.a.) Kimdir?  Zübeyr b. Avvam (r.a.) Nasıl İman Etmiştir?  İslam İçin

Said bin Zeyd

Said bin Zeyd (r.a)

İçindekiler Said b. Zeyd (r.a.) Kimdir? Saîd bin Zeyd (r.a.) Nasıl İman Etti? Bedir Savaşı

NAMAZ TESBİHATLARI

yatsı namazı tesbihatı

Yatsı Namazı Tesbihatı

Yatsı Namazı Tesbihatı Yatsı namazının farzı kılınıp selâm verildikten sonra,  “Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuş

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuş

Yatsı Namazı Tesbihatı Arapça Okunuşu اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلَامُ وَ مِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ

Akşam namazı tesbihatı

Akşam Namazı Tesbihatı

Akşam Namazı Tesbihatı Akşam namazının farzı kılınıp selâm verildikten sonra,  “Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm, tebârekte