
Beş Vakit Namazın Hikmeti
İnsan, varlık sahnesine adım attığı andan itibaren hem sonsuz arzularla hem de derin bir acizlikle yoğrulmuştur. Kalbi ebedi saadeti arzular; fakat kudreti sınırlıdır. Bu zıtlık, onu daima sığınacak bir rahmet kapısı aramaya sevk eder. Namaz ise bu arayışın en berrak cevabıdır; kulun, kendi yokluk ve muhtaçlığını fark ederek, kudret ve merhamet sahibi Rabbine yönelişidir. Miraç gecesinde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın (c.c.) katına yükselerek ümmeti için aldığı bu kutlu emanet, sadece bir ibadet değil, ruhun fıtratla buluştuğu bir vuslattır. Başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan bu ibadet, Hz. Musa’nın (a.s.), kendi ümmetinin tecrübesinden yola çıkarak bu yükün ümmet-i Muhammed (s.a.v.) için ağır olabileceğini belirtmesi üzerine, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Rabbi’nden niyazda bulumuş; böylece namaz, ilahi takdirle kademeli olarak beş vakte indirilmiştir; fakat ilahi rahmetin bir tecellisi olarak sevabı aynı bırakılmıştır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur: “Beş, ellidir” (Buhari, Salat; Müslim, İman). Her bir vakit, sadece günün değil, ruhun farklı hallerine açılmış birer manevi kapıdır.




























