Yetim Doğan Nur: Hz. Abdullah ve Hz. Âmine’nin Son Emâneti
Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), dünyaya geldiğinde babasını hiç görememiş, küçük yaşta da annesini kaybetmiştir. Ancak bu yetimlik, bir eksiklik değil; Allah’ın (c.c) özel terbiyesi ve rahmetinin bir tecellisiydi. Rabbimiz (c.c), O’nu (s.a.v.) insanların değil, bizzat kendi himayesi altında büyütmüştür. Hayatımıza dokunan her anne şefkati, aslında Allah’ın bize verdiği ilahi bir lütfun yansımasıdır. Bu açıdan bakıldığında, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı da ilahi hikmetin merkezinde şekillenmiş bir mucizedir.
Hz. Abdullah’ın Vefatı ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Yetim Kalışı
Hz. Abdullah, kurban hadisesinden sonra Zühre oğullarından Hz. Âmine ile evlendi. Hz. Âmine, Mekke’nin en asil, iffetli ve temiz hanımlarındandı. Hz. Muhammed’in çocukluk dönemi daha anne rahmindeyken babasını kaybetmesiyle başlamış, bu durum O’nun (s.a.v.) hayatında büyük bir hikmet olarak yer etmiştir.
Hz. Abdullah, ticaret ve akraba ziyareti amacıyla Yesrib’e (Medine) gitmiş, orada yakalandığı hastalık sebebiyle vefat etmiştir. Rivayetlere göre vefat ettiğinde henüz 19 veya 24 yaşındaydı. Böylece Peygamber Efendimiz (s.a.v.), babasıyla hiç tanışamamış, bir kez bile yüzünü görememiştir.
Babasının vefatıyla annesi Hz. Âmine dul kalmış, bu olay Mekke halkı arasında büyük bir hüzünle karşılanmıştır. Hz. Abdullah’ın kabri, Medine’de vefat ettiği dönemin meşhur ailelerinden Nâbiğa el-Ca’dî’nin evinin avlusunda bulunmaktaydı (bu bölge sonraki asırlarda yapılan meydan ve çevre düzenlemeleriyle dönüştürülmüştür).”
İçindekiler
Hz. Âmine’nin Hayatı: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Annesi Kimdir?
Hz. Âmine’nin babası Vehb, annesi Berre’dir. Hz. Âmine’nin soyu; Vehb bin Abdi Menâf bin Zühre bin Kilâb bin Mürre silsilesine dayanır. Zühre, Kureyş’in önde gelenlerinden Kusayy bin Kilâb’ın kardeşi olduğundan, Hz. Âmine’nin nesebi Peygamber Efendimiz’in babası Hz. Abdullah ile Kilâb’da birleşmektedir. Bu, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ailesinin her iki taraftan da temiz ve asil bir soya mensup olduğunu göstermektedir.
Hz. Âmine, genç yaşta Hz. Abdullah ile evlenmiş, ancak kısa bir süre sonra eşini kaybetmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) dışında başka bir çocuğu olmamıştır. Doğumun ardından oğlunu, süt annesi olan Hz. Halime’ye teslim etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.), yaklaşık iki yaşında sütten kesilince Mekke’ye getirilmiş; ancak o dönemde şehirde görülen salgın hastalıklar sebebiyle yeniden Benî Sa’d yurduna götürülmüştür. Hz. Âmine, oğluna kesin olarak Efendimiz (s.a.v.) dört yaşındayken kavuşmuş ve vefat edinceye kadar onunla birlikte yaşamıştır.
Efendimiz (s.a.v.) altı yaşındayken, Hz. Âmine annemiz oğluyla birlikte Medine’ye gitmiş, hem akrabalarını hem de eşinin kabrini ziyaret etmiştir. Ancak dönüş yolunda Ebvâ köyünde hastalanarak yirmili yaşlarında vefat etmiştir.
Vefat ederken Efendimiz’i (s.a.v.) yanında bulunan dadısı Ümmü Eymen’e emanet etmiştir. Hz. Âmine annemiz son nefeslerinde, “Her gelen gider, her doğan ölür, her yeni eskir. Ben de geldim, gidiyorum. Sana hamile olduğum zamanlar rüyalarım doğru çıkarsa, sen dünyayı aydınlatan bir nur olacaksın” demiştir. Bu söz, Hz. Muhammed’in çocukluk döneminde bile ilahi bir seçilmişlik taşıdığını gösterir.
Allah (c.c) Neden Peygamberimiz’i (s.a.v.) Yetim Bıraktı? İlahi Hikmetin Sırrı
Allah Azze ve Celle’nin Efendimiz’in (s.a.v.) daha dünyaya gelmeden babasını, altı yaşında da annesini almasının derin bir hikmeti vardır. Bu durumu Kur’ân-ı Kerim şöyle açıklar:
“O, seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Duha Suresi, 6).
Hz. Cafer-i Sadık (r.a), bu yetimliğin hikmetini şöyle özetler: “Üzerinde hiçbir yaratılanın hakkı olmasın diye Allah onu yetim bırakmıştır. Terbiyesini kimsenin eline vermeyecektir.”.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ailesi, yalnızca bir soy değil, aynı zamanda ilahi bir terbiyenin sembolüdür. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) çocukluk dönemi boyunca yaşadığı her imtihan, onu insanlığa rehberlik edecek bir olgunluğa hazırlamıştır.
Tartışmalı Bir Mesele: Hz. Âmine ve Hz. Abdullah’ın Ahiretteki Durumu
İmam Suyûtî ve İmam Nevevî gibi büyük âlimler, Efendimiz’in (s.a.v.) anne ve babasının Hanîf inancı üzere olduklarını belirtmiş; onların, kendilerine bir peygamber tebliği ulaşmamış dönemde yaşamış olmaları sebebiyle Fetret Ehli kapsamında değerlendirildiklerini ve bu nedenle kurtuluşa erenlerden (Ehl-i Necât) olduklarını ifade etmişlerdir.
Bu konuda tartışmalara sebep olan bir hadiste ise, Efendimiz’in (s.a.v.), bir bedevinin sorusuna karşılık, “Benim babam da senin baban da nardadır (cehennemdedir).” (Müslim, 203/247) buyurduğu rivayet edilir.
Bu hadis hakkında yapılan yorumlardan birine göre, Efendimiz (s.a.v.) burada geçen ‘eb’ (baba) kelimesini örfte kullanıldığı şekliyle ‘amca’ anlamında kullanmış; dolayısıyla Ebu Leheb veya Ebu Talib’i kastetmiş olabileceği ifade edilmiştir.
Süt Anneleri ve Fedakâr Kadınlar: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Döneminde Anne Şefkati
Hicaz bölgesinde çocukların süt anneye verilme sebebi; aileler arası bağ kurmak, Mekke’nin ikliminden uzaklaşmak, çocukların özgür bir ruha sahip olması ve dil gelişimlerinin kuvvetlenmesiydi. (iyi bir hatip ve şair olsunlar diye). Hz. Amine’de Efendimiz’i (s.a.v.) bu nedenlerle süt anneye vermeyi uygun görmüştür.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatına annelik şefkatiyle dokunan bu kadınlar, sadece biyolojik bir bağ kurmakla kalmamış, aynı zamanda O’nun (s.a.v.) ne kadar özel bir terbiye aldığını göstermiştir.
1. Süt Annesi Süveybe (r.a.)
Süveybe (r.a.), Ebu Leheb’in azatlı cariyesiydi ve Efendimiz’in (s.a.v.) ilk süt annesidir. Süveybe’den dolayı, Efendimiz’in (s.a.v.) amcası Hz. Hamza (r.a.) da süt kardeşi olmuştur. Bu nedenle Hz. Hamza’ya (r.a.) “Ehun Nebi” (Nebi’nin kardeşi) denmiştir.
Rivayet edilir ki, Ebu Leheb bile onu azat etmesi sebebiyle ölümünden sonra azabının hafiflediğini görmüştür. “Bu olay, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dünyaya gelişinin kainatta nasıl evrensel bir berekete ve istisnai bir ihtirama vesile olduğunu gösterir.”
2. Süt Annesi Halime bint Ebi Züeyb (r.a.)
Halime annemiz (r.a.), Efendimiz Aleyhisselam’i (s.a.v) başlangıçta yetim olduğu için istemese de, başka çocuk bulamayınca yanına almıştır. Halime (r.a.), O’nu (s.a.v.) Beni Sa’d yurduna (Tâ’if yakınlarında bir köy) götürdüğünden itibaren evine bolluk ve bereket yağmıştır; sütü artmış, hayvanları çoğalmış, yoksulluk yerini berekete bırakmıştır.
Normalde çocuklar iki yıl süt annede kalırken, Mekke’deki şiddetli yaygın hastalıklar nedeniyle Halime annemiz O’nu (s.a.v.) geri götürmüş ve Efendimiz (s.a.v.) toplam dört yıl Halime annemizin (r.a.) yanında kalmıştır.
Şakk-ı Sadr (Göğsün Yarılması) Mucizesi
Efendimiz (s.a.v.) dört yaşlarındayken, Halime’nin (r.a.) yanında olağanüstü bir olay yaşandı: Şakk-ı Sadr (Göğsün yarılması) mucizesi.
Süt kardeşi Abdullah, annesi Halime’ye koşarak, “Üzerinde beyaz elbiseler bulunan iki adam, Kureyşli kardeşimi yere yatırıp karnını yardılar ve içini karıştırıyorlardı.” dedi.
Bu olay, tevatür derecesine ulaşan hadislerle sabittir.
Cebrâil (a.s.), Efendimiz’in (s.a.v.) kalbini çıkarıp altın bir kapta Zemzem suyuyla yıkadı. Ardından, kalbinden “lümme-i şeytaniye” denilen, şeytana ait olan siyah bir pıhtıyı çıkardı. Bu temizlik, şeytanın O’nunla (s.a.v.) hiçbir şekilde ilişki kuramaması içindi.
Yıllar sonra bu mucizeye şahit olan Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle demiştir: “Ben, O’nun göğsündeki dikiş izlerini gördüm.” (Müslim, Îmân, 261; Ahmed, III, 149, 288)
Bu olaydan büyük korku duyan Halime (r.a.), Efendimiz’i (s.a.v.) annesi Hz. Âmine’ye geri götürüp teslim etmiştir.
3. Dadısı Ümmü Eymen (r.a.): Cennetlik Kadın
Asıl adı Bereke olan Ümmü Eymen (r.a.), Habeşli ve siyahi bir cariye idi. Fil vakası ile o bölgeye gelmiş ve Abdülmuttalip’ten, Efendimiz’in (s.a.v.) babası Abdullah’a, ondan da annesi Amine’ye hediye edilmiştir.
Ümmü Eymen (r.a.) Efendimiz’in (s.a.v.) annesi vefat edince, 6 yaşındaki O’nu (s.a.v.) Mekke’ye, dedesi Abdülmuttalip’e götüren kişidir. Bu nedenle, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hayatının bütün aşamalarına şahit olmuştur.
Resûlullah (s.a.v.), onu “Cennetlik bir kadındır” sözleriyle taltif etmiştir. Ümmü Eymen (r.a.) yaşlandığında, Efendimiz (s.a.v.) mescitte, “Kim cennetlik bir hanımla evlenmek ister?” diye sormuş, bunun üzerine manevi evladım dediği Zeyd bin Harise (r.a.) onunla evlenmiştir. Bu evlilikten, ileride çok önemli bir komutan olacak olan Usame bin Zeyd doğmuştur.
4. Fatma Binti Esed (r.a.): Annemden Sonra Annem
Ebû Talib’in hanımı ve Hz. Ali’nin annesi olan Fatma Binti Esed (r.a.), Efendimiz (s.a.v)’e sekiz yaşından evlenene kadar gerçek bir anne şefkati göstermiştir. Resûlullah (s.a.v.), ona duyduğu derin minneti, “Annemden sonra annem odur” diyerek ifade etmiştir.
Fatma Binti Esed (r.a.) Medine’de vefat ettiğinde, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam daha önce sahabenin hiç şahit olmadığı bir hürmet göstermiştir:
- Kendi gömleğini kefen olarak giydirdi (Ahirette cennet elbiselerinden giysin diye).
- Kabrinin içine bizzat kendisi girdi, taşına kadar temizledi.
- Kabir onu sıkmasın diye önce kendisinin girdiğini ifade etti.
Bu olay, kabir azabından duyulan endişenin ve Efendimiz’in (s.a.v.) vefasının ne denli büyük olduğunu gösterir. Efendimiz (s.a.v.), kızı Hz. Fâtıma (r.a.) doğduğunda, kendisine annelik şefkati gösteren ve büyük değer verdiği Fatma binti Esed’in adını ona vermiştir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), yetim doğdu ama asla yalnız bırakılmadı. Allah (c.c.), O’nu her adımda korudu, destekledi, yüreğini rahmetle doldurdu. Bizler için de en büyük örnek, işte bu ilahi hikmettir: Her kayıp, aslında bir yakınlık vesilesi olabilir; her zorluk, Rabbimize sığınmanın yolunu açar. Efendimiz’in (s.a.v.) çocukluk yılları bize, “Yetimlik değil, Allah’a (c.c.) emanet olmak en büyük şereftir” gerçeğini hatırlatır.




