Namaz'ın Manası
Namaz: Allah'ın Huzurunda Olmanın Farkındalığı
Namaz, sadece belli hareketlerin tekrarından ibaret bir ibadet değildir. İnsanın Rabbine yöneldiği, huzuruna durduğu, tespih yani Allah’ı(c.c.) yüceltme, ta’zim yani büyüklük gösterme ve şükür hissini yürekten duyduğu mânâlı bir yolculuktur. Bugün toplumumuzda namazla ilgili bilgi eksikliği yok; herkes nasıl abdest alacağını, nasıl namaz kılacağını biliyor, bilmeyende kısa bir araştırmayla kolaylıkla öğrenilebilir. Asıl eksiklik, niçin namaz kılınması gerektiğidir.
Namazı Sadece Kılmak Değil, Yaşamak Gerek
Namaz, kulun sadece bedeniyle değil, ruhuyla da Allah’a (c.c.) yönelmesidir. Ancak bugün birçok kişi, namazın şekliyle meşgulken, içeriğinden ve ruhundan habersizdir. Oysa namaz, Allah’la (c.c.) konuşmaktır. Kulun, Rabbine arz-ı hal ettiği, O’nu (c.c) tesbih ettiği ve O’na (c.c.) yöneldiği andır. Eğer bu anlam kalpte yer etmezse, namaz bir alışkanlık hâline gelir, bilinçsiz bir tekrar olur.
Namazda Fâtiha Suresi okunurken kul, “Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz” derken aslında bir bağlılık sözleşmesi yapmaktadır. Rükû ve secdede sadece yere eğilmiyor, aynı zamanda kalbini de tevazu ile Allah’a (c.c.) teslim ediyor. Bu bilinçle kılınan namaz, insanı kötülüklerden alıkoyar. Kur’an-ı Kerim’de buyrulur:
“Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak ise elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.”
(Ankebût Suresi, 45)
Namazın anlamı unutulduğunda, ibadet şuuru da zayıflar. Allah’ın (c.c.) huzurunda olunduğu bilinci yitirilir. Oysa bu bilinç, insanın iç âlemini inşa eder. Namaz bu yönüyle ruhun ilacı, kalbin gıdasıdır.
İçindekiler
Hakkıyla Tanımadıkça Hakkıyla Kılamayız
İnsan, Allah’ı (c.c.) hakkıyla tanımadığında, O’nun(c.c.) emirlerine olan bağlılığı da zayıf olur. Bu durumu Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bir ifadesi şöyle dile getirir:
“Mâ arafnâke hakka ma’rifetike yâ Ma’rûf” — “Ey bilinmesi gereken! Seni gereği gibi bilemedik.”
Bu ifade, sahih hadis kaynaklarında doğrudan yer almamakla birlikte; Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur eserlerinde, özellikle Sözler adlı risalede ve bazı tasavvuf kaynaklarında mecazî anlamda kullanılmıştır.
Namaz, Allah’ın (c.c.) kuluna bir ikramı, bir hediyesidir. Ruhun gıdası, kalbin nurlanmasıdır. Ancak bu anlam bilinmedikçe insanlar, namazı ‘aradan çıkarılması gereken’ bir görev gibi görür.
Dinin Direği Olmadan Bina Ayakta Durmaz
Bir insan “Ben kimsenin hakkını yemedim, iyi biriyim” diyebilir. Ancak günde beş vakit namaz kılmıyorsa, Allah’ın (c.c.) hakkını yiyor demektir. Zira namaz, Allah’a (c.c.) olan kulluğun direğidir. Bu direk olmadıktan sonra, ahlaki değerler boşa düşer.
Dünya Mı? Ahiret Mi?
Bu asırda dünya ön plana alınıp, din ikinci plana itiliyor. İşimizle ibadetimiz çakışırsa, dünyevi kazanca öncelik veriyoruz. “Bu fırsat kaçar mı?” diyoruz ama farkında değiliz ki aldığımız her nefesi Allah (c.c.) yaratıyor. Kazanılabilecek tek şey ahirettir. Namaz bir ihtiyaç mı? Elbette. Ama biz bu ihtiyacın farkına varmamız gerekir.




