Hastalık ve Sabır: Manevi Şehitlik ve İlahi Rahmetin Hikmeti

Hastalık ve Sabır: Manevi Şehitlik ve İlahi Rahmetin Hikmeti

Hastalıklara Sabır ve İlahi Hikmet: Acıların Ardındaki Rahmet

İnsanın hayatında karşılaştığı her zorluk, aslında görünmeyen bir rahmetin habercisidir. Hastalık, bedeni yorsa da kalbi olgunlaştırır; sabırla taşındığında ise insanı Allah’a (c.c.) daha da yakınlaştırır. Zira her acının içinde gizlenmiş bir hikmet, her gözyaşının ardında ise bir arınma vardır. Bu nedenle hastalık ve sabır arasındaki ilişkiyi iyi anlamalı ve hayatımıza yerleştirmeliyiz. Bazen şifa hemen gelmez, bazen de beklenen iyileşme yerini derin bir teslimiyete bırakır. Fakat imanlı bir kalp bilir ki, hiçbir musibet boşuna değildir. Her hastalık, kulun hem kendi iç dünyasını hem de Rabbine olan bağlılığını yeniden hatırlaması için ilahi bir fırsattır.

Hastalık ve Sabır: Manevi Şehitlik ve İlahi Rahmetin Hikmeti

Musibet Ateşi: Sabır, Arınma ve İlahi Muvaffakiyetin Sırrı

Bir insanın gönlünde sadakat, vefa ve sebat gibi Allah’ın (c.c.) hoşnutluğuna eriştiren hasletler; konforlu, imtihansız bir hayatta kendi kendine olgunlaşmaz. Bu hasletlerin pişmesi için kulun, musibet ve imtihan ateşinden geçmesi gerekmektedir. Eğer bir kul gerçekten manevî olarak Allah’ın (c.c.) razı olduğu bir kul olmak istiyorsa, zahirde çirkin görünen sıkıntılara gönülden kapıyı açmayı kabullenmelidir. Çünkü muvaffakiyet (başarı, olgunluk) çoğu kez çeşitli sıkıntılara bağlıdır. Bu hakikat, sahabe döneminden beri kalplerde yer etmiş bir anlayıştır. Onlar musibetin zahiri yüzüne değil, derin manasına dikkat eder; musibetin gelmediği durumlarda “Acaba Allah (c.c.) bizden razı değil mi?” diye endişeye düşmüşlerdir.

Sıkıntıların en önemli işlevlerinden biri, gönlü güzel ama ameli (yaptığı ibadet, davranış) henüz o dereceye erişmemiş kulları olgunlaştırmaktır. Kalpte bir güzellik tasavvur eden, fakat fiilen o mertebeye erişemeyen kişiler için Allah (c.c.), o mertebeye ulaşmaları amacıyla musibetleri bir “yardımcı memur” gibi görevlendirir. Tıpkı bir çocuğun yüksek bir yere çıkmak için ebeveyn tarafından nazikçe itelendiği gibi, kulun erişmek istediği mânevî makama ulaşması için Rabbimiz hikmet gereği çeşitli imtihanlar gönderir.

İçindekiler

Hastalık: Allah’ın (c.c.) Şefkatiyle Gelen İlahi Temizlik

Sık karşılaştığımız musibet türlerinden biri de hastalıktır. Fakat çoğu zaman bu ilahi misafiri yanlış tanırız. Oysa hastalık, Allah’ın (c.c.) kullarını arındırmak için gönderdiği şefkatli bir temizlik memuru gibidir. Rabbimiz, kulunun manen yükselmesini ister. Bizler bazen ibadetlerimiz ile, Kur’an-ı Kerim’i anlamamız ile o yakınlığa ulaşamayınca, Allah’ın (c.c.) rahmeti devreye girer ve kulunun elinden tutmak için musibetlerini gönderir. Hastalıklar, sabır ve şükürle karşılandığında, ilahi bir rahmet ile günahlarımızdan arınmamıza vesile olur. Fakat bizler, başımıza gelen hastalıklara sabır ve şükür göstererek günahlarımızdan arınamazsak, ahirette bu günahların temizliği maalesef cehennemde olacaktır. 

İşte bu yüzden, hastalık, görünüşte sarsıcı olsa da hakikatte bir rahmettir. Çünkü o, Allah’ın (c.c.) kulunu unutmadığının, onu hâlâ temizlemeye, hâlâ sevmeye devam ettiğinin sessiz bir işaretidir. Eğer bu dili okuyabilirsek, her ağrının içinde bir dua, her sızının içinde bir ilahi hitap olduğunu fark ederiz.

Hastalığı, yıllarca kapalı kaldığımız bir zindandan açılan dar bir tünel gibi düşünebiliriz. Tünel dar, nemli ve rahatsız edici olabilir. İçinden geçmek istemeyebiliriz. Ama sonunda bizleri sultanın sarayına çıkarır. İşte hastalık da böyledir: Başta zorlayıcı ve sıkıntılı görünür, ama sabır ve şükürle karşılandığında, netice itibariyle bizler için büyük bir manevi kazanç ve ibadet vesilesi olur. Bazen aklımıza “Allah (c.c.) beni sevmiyor mu ki başıma bu geldi?” sorusu gelebilir. Oysa musibetlerin en şiddetlisi başta peygamberlere gelmektedir. Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) başına gelen musibetler, bizim başımıza gelenlerin çok ötesindedir.  Allah (c.c.) en sevdiği kullarına bile musibet gönderiyorsa demek ki her hastalık bir ceza olarak gelmemektedir.  Allah’ın (c.c.) sevgisi, musibetleri bize bir deneme, bir terbiye ve ibadet vesilesi olarak verir. Bizler de bunu fark ettiğimizde, hastalık ve sıkıntılara karşı sabır ve şükürle yaklaşabiliriz.

Musibetler ve Hastalıklar: Allah’ın (c.c.) Kulundan Vazgeçmediğinin İşareti

İnsanların Allah’ı (c.c.) tanımadan karanlığa doğru gittiği, kimilerinin Allah’ı (c.c.) tanıdığını sandığı ama aslında tam manasıyla tanımadığı bu ahir zamanda Allah’ın (c.c.) bizden vazgeçmediğini anlamanın işareti bizleri “uyandırmasıdır.” Allah (c.c.) bizleri uyandırmak için kimi zaman hafifçe dürter, kimi zaman daha sert musibet ve imtihanlar gönderir. Örneğin, bazı kişiler ufak bir hastalık ile uyanır ve acizliğini fark eder; bazıları ise daha ciddi sıkıntılarla kendine gelir. Bu musibetler, Allah’ın (c.c.) sevgili kullarına yaptığı bir muameledir.

Peki, Allah’ın (c.c.) kahrettiği kullarına muamelesi nasıldır? Onları dünyayla boğar, sinek kanadı kadar değer vermediği bir dünya ile kendisini unutturur. İşte, bizler bu gösterişli dünya hayatı için acizliğimizi ve Allah’a (c.c.) olan muhtaçlığımızı unutmayalım diye Allah (c.c.) bize destek olmak için kıyafeti çirkin görünen ama neticede manevi kazanç ve hikmet dolu musibetleri gönderir. Bizler de bunu fark ettiğimizde, sabır ve şükürle karşılayarak Allah’a (c.c.) yakınlaşabiliriz.

Hastalık ve Sabır: Manevi Şehitlik ve İlahi Rahmetin Hikmeti

Hz. Eyyüb’ün (a.s.) Sabır ve Şükür İmtihanı: Hastalıkta Gizlenen Rahmet

Sabır ve şükrün en güzel örneklerinden biri hiç şüphesiz Hz. Eyyüb’ün (a.s.) hayatıdır. İlk yetmiş yılı büyük bir bolluk ve sağlık içinde geçmiştir. Ancak ardından gelen on sekiz yıl, çok çetin imtihanları yaşadığı yıllardır. O (a.s.) bir peygamber olarak yani Allah’ın (c.c.) en sevdiği kullarından biri olarak Allah’tan (c.c.) şifa istese duası kabul olunacağı halde “Yetmiş yıl bana sağlık ve nimet verdi, ben hiç şikayet etmedim. Şimdi hastalık verince mi şikayet edeceğim?” diyerek hastalığından şikayetçi olmamış aksine o hastalığı sabır ve şükür ile karşılamıştır. Dua etmiştir fakat ettiği dua hastalığına şikayet değildir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Eyyüb’ün (a.s.) duası şu şekilde geçmektedir:

“Eyyûb’u da an! Hani rabbine, “Başıma bu dert geldi. Ama sen merhametlilerin en üstünüsün” diye niyaz etmişti.” (Enbiya Suresi, 83. Ayet)

Eğer dikkat edersek bu duada Hz. Eyyüb (a.s.) “Bana şifa ver” demiyor. “Rabbim, zarar artık kalbime, zikrime, sana olan kulluğuma dokundu.” diyor. Yani acısından değil, ibadetine engel olmasından yakınıyor. İşte bu, sabrın ve şükrün en yüksek halidir.

Hz. Eyyüb’ün (a.s.) bu tavrından öğreniyoruz ki hastalık, reddedilecek bir hâl değil, duaların kabul olduğu bir zamandır. Çünkü hastalık, kulun aczini fark ettiği, kalbin yumuşadığı bir andır.
Bizler “Allah’ım hastalığımı al.” derken aslında bazen “Bu hâl ile kabul olan dualarımı da al.” demiş oluruz farkında olmadan. Bu yüzden hastalığa sadece zahirî acı olarak değil, rahmetin bir kapısı olarak bakmak gerekir. Eğer hastalığa bu iman gözlüğü ile bakmazsak ümitsizlikler, çaresizlikler ile ruhumuzu bir karanlığa düşürürüz. Ama iman gözlüğü ile bakarsak bu karanlıkların hepsi Allah’ın (c.c.) izni ile aydınlığa çıkar. Kur’an-ı Kerim’de “Allah iman edenlerin velîsidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise sahte tanrılardır; onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar. İşte bunlar ateşliklerdir, bunlar orada devamlı kalıcıdırlar.” (Bakara Suresi 257. Ayet) denilmektedir

Hastalığın günahların affı için ve Allah (c.c.) ile yakınlaşabilmek için iyi bir fırsat olmasına rağmen bazen akıllara “Eğer ya iyileşemeden ölürsem ne olacak?” diye bir soru gelebilmektedir. Böyle düşündüğü zaman kişi kaygıya kapılabilmektedir. Halbuki hastalığına sabır eden hasta iyileşemeden ölürse “manevi şehitlik” gibi yüce bir mertebeye ulaşabilmektedir.

Manevi Şehitlik ve Sabırla Kazanılan İlahi Mertebe

Şehitler, kendi ölümünün farkında değildir; dünyadan ayrıldıklarını hissetmezler. Kabir sorgusuna çekilmezler. Bu kişiler, Allah (c.c.) yolunda sabır ve şükürle çekilen her zorlukta, ruhen yücelir ve alemi berzahta zahmetsiz bir hayata kavuşurlar. Bir Hadis-i Şerif’te “Cennete giden hiç kimse, yeniden dünyaya dönmeyi ve dünyalık adına herhangi bir şeyin kendisi için olmasını istemez. Şehit olan kimse bunun dışındadır. O, gördüğü o büyük mükâfattan ötürü, on defa daha (Allah yolunda) ölmek için dünyaya dönmeyi temenni eder / arzu eder.” (Buhari, Cihad, 21; Müslim, İmaret, 109-1877) buyurulmuştur. Hadiste de belirtildiği üzere, şehitler cennete girdiklerinde, kazandıkları makamı tekrar yaşamak ve yeniden şehit olmak isterler. Başka bir Hadis-i Şerif’te “Şehidin borcu dışındaki bütün günahlarını Allah (c.c.) bağışlar.” (Müslim) Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da borçlu olduğumuz kişilere borçlarımızı ödememiz gerektiğidir. Şehitliği iki başlık altında inceleyebiliriz:

  • Maddi veya Hakiki Şehit:

Cihad alanında düşman ile cihad ederken şehit olanlardır. Yıkanmazlar, kefenlenmezler, üzerlerindeki kıyafet ile defnedilirler.

  • Manevi veya Hükmî Şehit:

Hastalık gibi sebeplere sabır ve şükür halinde vefat edenlere denir. Yıkanır ve kefenlenirler.

Hastalıkla imtihan olan bir insanın aklına “Ya iyileşmezsem, ölürsem ne olur?” düşüncesi gelerek kaygıya kapıldığında “manevi şehitlik” hakikati devreye girer. Şehitlik, kişinin ruhunu yücelten ve Allah’a (c.c.) yakınlık kazandıran özel bir ikramdır. Bu sayede ölüm korkusu ve hastalık endişesi, iman gözüyle bakıldığında bir huzur ve sevinç kaynağına dönüşür.

Manevi Şehitliğin Türleri: Hastalık ve Musibetle Gelen Yüce Mertebeler

Manevi şehitliğin çeşitleri vardır. Bunlara örnek olarak Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadisine bakabiliriz:

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.):

– “Siz kimleri şehit sayıyorsunuz?” diye sordu. Sahâbîler:

– Yâ Resûlallah! Kim Allah yolunda öldürülürse o şehittir, dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

– “Öyleyse ümmetimin şehitleri oldukça azdır” buyurdu. Ashâb:

– O halde kimler şehittir, yâ Resûlallah! dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

– “Allah yolunda öldürülen şehittir; Allah yolunda ölen şehittir; bulaşıcı hastalıktan ölen şehittir; ishalden ölen şehittir; boğularak ölen şehittir” buyurdu. (Müslim, İmâre 165. Ayrıca bk, İbni Mâce, Cihâd 17)

Efendimiz’in (s.a.v) hadisinde de görüldüğü üzere bu hastalıklar sebebiyle ölenlerin şehit olacağı belirtilmiştir. Tabi unutulmaması gereken bir konu vefat eden kişinin müslüman olması gerektiğidir. Ancak manevi şehitliğe sebep olan hastalıklar bu kadar ile sınırlı değildir. Hadiste geçen hastalıklar ve onlar haricindeki diğer hastalıklara değinmek gerekirse:

  • Annenin doğum nedeniyle vefat etmesi 

Çocuk doğurmanın vesile olduğu 40 günlük dönemde anne vefat ederse inşallah şehit olur.

  • Karın sancısı, iç hastalıklar sebebiyle vefat etmek

Karın zarı iltihaplanması, zehirli ishal gibi sebeplerden vefat edenler inşallah şehit olur.

  • Suda boğularak vefat etmek
  • Yanarak vefat etmek
  • Bulaşıcı hastalıklar nedeniyle vefat etmek

Veba, İspanyol gribi ve yakın tarihte gerçekleşen Covid-19 salgını nedeniyle vefat edenler inşallah şehit olur.

  • Kanser sebebiyle vefat etmek

Kanser hastalığının da bu çerçevede ele alınabileceği söylenmektedir.

Hastalık kimi günahkârlar için bir günahlardan arınma fırsatı, kimi günahları affolunmuş kişiler içinde mertebesinin yükselmesine vesile olabilmektedir. Allah (c.c.) sevdiği kullarına bu hastalıkları verir. Bizler sebeplere başvurmalı, tedavimizi olmalı, ama kalbimizi Allah’a (c.c.) bağlamayı unutmamalıyız. Çünkü bu hastalıklar bazen bir azap değil, ilahi bir rahmet kapısıdır.

Sabırla Taşınan Hastalıkların Gizli Hikmeti

Her hastalık, insanın sabırla yoğrulmuş bir imtihanıdır. Beden zayıflasa da kalp güçlenir, dünya darsa da mana genişler. Görünüşte acı olan bu süreç, aslında kalbin arınması ve ruhun olgunlaşması için bir fırsattır. Çünkü bazen en derin şifalar, en ağır acıların içinden doğar.

Kabir Azabı Görmeyecek 5 Kişi - Hastalar 15. Deva - Şehitlik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir