Evlenmeden Önce Bilinmesi Gerekenler
Evlilik, insanın hayatında bitmeyecek bir imtihan sahasıdır. Günümüzde boşanma oranlarının yüksekliği ve evliliklerde huzursuzlukların artışı, bu hakikati gözler önüne seriyor. Çoğu kişi evliliğe büyük hayallerle başlıyor; ancak kısa sürede “bıktım” tarzında sözler söylüyor. Bunun sebebini anlamak için hem zahiri sebeplere hem de kaderî sebeplere bakmak gerekir.
Musibetlerin Sebebi: Zahiri ve Kaderî Boyut
Üstad Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası’nda şöyle der:
“Her şeyde, her musibette, hususan beşer eliyle gelen zulümlü musibetlerde, Risale-i Kader’de beyan edildiği gibi, iki sebep var: Biri, zahiren esbaba bakan beşerdir. Diğeri, Kader-i İlahîdir. Beşer, zahirî esbaba bakar; bazen yanlış eder, zulmeder. Fakat kader, başka noktalara bakar; adalet eder.” (Kastamonu Lâhikası)
Zahiren bir insanın zulmüne uğramış gibi görünsek de kader cihetinde bakıldığında, geçmişteki hatalarımızın bir karşılığı karşımıza çıkabilir. Ancak kişi ancak kendi başına gelen musibetlere bu bakış açısıyla bakabilir. Başkası için bu cihetten düşünemez. Bu bakış açısı özellikle evlilikte yaşanan problemlerin hikmetini kavramamıza yardımcı olur.
İçindekiler
Annelerin Şefkat İmtihanı
Kastamonu Lâhikası’nda sorulur: “Neden fedakâr, yüksek bir şefkati taşıyan valide; bu zamanda veledinin malından irsiyet(miras) almasından mahrum edildi, kader müsaade eyledi?”
Gelen cevapta annelerin şefkatlerini yanlış bir şekilde kullandıkları ifade edilir. Çocuklarını ahiret merkezli yetiştirmeleri gerekirken onları dünyevî makam, şan ve şeref arayışına yönlendirmiş oldukları belirtilir. Çocuğunu sabah namazına kaldırmayan ama okul için uyandıran bir anne, aslında şefkatini yanlış yere sarf etmiş olur. İşte bu yanlış yönlendirmeye binaen kader, onların çocuklarının mirasından mahrum bırakılmasına fetva vermiştir. Demek ki asıl şefkat, evladının ebedî hayatını kurtarmaktır.
Babaların İtaat İmtihanı
Kastamonu Lâhikası’nda sorulan ikinci sual şudur: “Neden pederinin malından hakkı iki sülüs iken o haktan kısmen mahrumiyete kader-i İlahî neden müsaade etti?”
Gelen cevapta, erkeklerin anne ve babalarına gereken hürmeti göstermemeleri ve itaatte kusur etmeleri sebebiyle bu mahrumiyetin ortaya çıktığı açıklanır. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘öf’ bile deme…” (İsrâ Suresi, 23)
Demek ki evlatların ebeveyne itaatte kusuru, kaderî planda dünyevî bir mahrumiyete dönüşmektedir.
Evlilikte Dindarların Sıkıntıları
Kastamonu Lâhikası’nda sorulan üçüncü sual şudur: “Bazı mütedeyyin zatların, dünyadar haremleri yüzünden ziyade sıkıntı çekmeleri nedendir? Bu havalide bu nevi hâdiseler çoktur.” Yani bazı dindar kişilerin, eşleri yüzünden sıkıntı çekmesinin sebebini sorgulamaktadır.
Bu soruya verilen cevabı anlamak için şöyle bakabiliriz: Mütedeyyin bir kişi evlendiğinde, zahiren mutlu bir yuva beklerken huzursuzluklarla karşılaşabiliyor. Bunun sebebi, çoğu zaman eş seçiminde ölçünün sadece göz güzelliğine dayandırılmasıdır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle:
“Diyanetlerinin muktezası böyle serbestiyet-i nisvan zamanında öyle serbest kadınların vasıtasıyla dünyaya girişmeleri hatalarından, o kadınların eliyle tokat yemelerine kader müsaade etti.”
Yani, evlilik niyeti Allah(c.c.) rızasına değil de hislere dayandığında, huzurun uzun ömürlü olması mümkün olmuyor.
Hadislerden İkazlar
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Öyle bir zaman gelecek ki kişinin helakı; annesi, babası ve çocuklarının eliyle olacaktır.” (Kenzü’l-Ummâl, h. no: 45404; İslam ve İhsan)
Aile, kişiyi cennete taşıyabileceği gibi cehenneme de sürükleyebilir. Çünkü aile ortamında kazanılan alışkanlıklar, kişinin imanına kuvvet de verebilir, gaflete de düşürebilir. Eşler birbirini Allah’a (c.c.) yaklaştırdıklarında evlilik cennete götüren bir yol olur; fakat birbirlerini dünyevî arzu ve heveslerle meşgul ettiklerinde kişiyi cehenneme sürükleyecek bir imtihana dönüşebilir. Bu yüzden evlilik, sadece dünyevî bir mutluluk arayışı değil, Allah (c.c.) rızasını gözeten bir ibadet niyetiyle yapılmalıdır. Böyle bakıldığında eşler arasındaki sabır, fedakârlık, affedicilik ve şefkat, birer ibadet hükmüne geçer. Aksi halde evlilik, dünyevî bir birliktelik olarak kalır ve kişiyi ebedî saadete değil, geçici hazların ardından pişmanlığa götürür.
Aile İmtihanı ve Hadisler
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Onlar, işlerini aralarında şura (istişare) ile yürütürler.” (Şûrâ Suresi, 38)
Evliliğe adım atılırken de meşveret, yani istişare çok önemlidir. Özellikle bu yolda tecrübeli kimselerin görüşü alınmalıdır. Çünkü hisler çoğu zaman aklı örter ve yanlış kararlar alınmasına sebep olur. Göze hitap eden güzellik gibi geçici unsurlar kişiyi yanlış seçimlere sürükleyebilir. Oysa asıl ölçü, eşin yanına yakışması değil, seni cennete yaklaştırmasıdır. Bu nedenle meşveret, duyguların gölgelediği anlarda kalbin değil aklın ve tecrübeli insanların rehberliğini devreye sokarak doğru bir karar verebilmenin en önemli vasıtasıdır.
Meşveretin Önemi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bana cehennem gösterildi. Cehennemliklerin çoğunu kadınların meydana getirdiğini gördüm; onlar nankörlük ediyorlar.” buyurdu.
“Allah’a karşı mı nankörlük ediyorlar?” diye sorduklarında, Peygamberimiz
“Kocalarına karşı nankörlük ederler, kendilerine yapılan iyiliklere karşı nankörlük ederler. Öyle ki, onlardan birine yıllarca iyilik yapsan, senden (hoşlarına gitmeyen) bir şey görseler, ‘Senden hiçbir iyilik görmedim.’ demeye başlar.” diye buyurdu.” (Buhari, İman, 21; Müslim, İmân 132)
Bu hadis, ailede sadakatin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Buradaki sadakat, dizilerde veya günlük hayatta anlaşıldığı gibi körü körüne bir bağlılık değil; eşlerin birbirine karşı dürüstlük ve vefası ile birlikte Allah’a (c.c.) ortak bir kulluk bilinciyle yönelmeleridir. Yani, ben sana uyayım sen bana uy dercesine değil, birlikte Rabbimizin (c.c.) emirlerine uyalım anlayışıdır.
Burada okuyucular için önemli bir uyarı vardır: Şeytan, bu tür hadisleri vesvese aracı yaparak özellikle kadınların zihninde “Neden kadınların çoğu cehennemlik deniliyor, bu bir adaletsizlik değil mi?” gibi duygular uyandırabilir ve buradan hareketle sahih hadisleri inkâra sürükleyebilir. Unutulmamalıdır ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kur’an’da da belirtildiği üzere kendi nefsinden konuşmaz (Necm Suresi, 3-4) ve ümmetine son derece düşkündür. Onun bütün sözleri ümmetinin faydasını gözetmek ve onları kurtuluşa eriştirmek içindir. Böyle bir galeyana kapılmak yerine, bu hadisi bir ikaz olarak görmek gerekir. Bir an durup, “Ben de bazen iyilikleri görmezden geliyor muyum, acaba bu hakikatten bana düşen ders nedir?” diye tefekkür etmek daha faydalı olacaktır. Böylece kişi suçlulukla değil, hakikati anlamaya niyet ederek kalbini muhafaza etmiş olur.
Asr-ı Saadet’ten Örnekler
Hz. Hatice’nin (r.a.) Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan desteği ve sevgisi evliliklerde örnek olmalıdır. Efendimiz (s.a.v.):
“Ben Hatice’nin sevgisiyle rızıklandırıldım.” (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 74) buyurarak eşler arası muhabbetin ne kadar kıymetli olduğunu vurgulamıştır.
Ümmü Süleym (r.a.) ve eşi Ebu Talha (r.a.) örneğinde ise sabır ve teslimiyetin en güzel misalini görüyoruz. Onların hayatında yaşanan bir hadise, evlilikte sabrın ve tevekkülün nasıl olması gerektiğini bizlere gösterir. Bir sefer dönüşünde Ebu Talha (r.a.) eve geç saatte geldiğinde, küçük oğulları Ümeyr çoktan vefat etmişti. Ümmü Süleym (r.a.), eşini yorgun ve üzgün görüp bu acı haberi hemen vermedi. Ona yemek hazırladı, gönlünü hoş etti. Ebu Talha (r.a.) ise dinlenmeye yakın eşine çocuğunu sordu: “Ümeyr nasıl, iyi mi?” Bunun üzerine Ümmü Süleym (r.a.), büyük bir teslimiyetle “Şimdi daha sakindir” cevabını verdi. Bu söz, oğlunun ölümünü ima ediyordu ama aynı zamanda metanet ve tevekkülün en latif ifadesiydi.
Sabah olunca Ebu Talha (r.a.) tekrar çocuğu hakkında sorunca, Ümmü Süleym (r.a.) ona ibretli bir misal ile gerçeği açıkladı: “Ey Ebu Talha, düşün; bir komşumuza emanet versek ve sonra emaneti geri istesek, o komşumuz emaneti vermemekte dirense olur mu?” dedi. Ebu Talha (r.a.) “Olmaz, emaneti sahibine teslim etmek gerekir” deyince, Ümmü Süleym (r.a.) gözleri yaşlı ama kalbi teslimiyetle şu cevabı verdi: “İşte Allah (c.c.), bize bir emanet olarak verdiği yavrumuzu geri aldı.” Bu sözler karşısında Ebu Talha (r.a.) da sabırla boyun eğdi.
Bu vakur duruşun neticesinde, Allah (c.c.) onların sebatını karşılıksız bırakmadı ve kısa süre içinde yeni bir evlatla müjdeledi. Böylece bu olay bizlere gösteriyor ki, evlilikte musibetler sadece eşler arasındaki anlaşmazlıklardan değil, çocuklar ve aile fertleri üzerinden de gelebilir; fakat sabır ve tevekkülle hareket edildiğinde Allah’ın (c.c.) rahmet kapıları ardına kadar açılır.
Bir diğer örnek de Ebu’d-Derdâ (r.a.) ve eşinden gelir. Ebu’d-Derdâ (r.a.), hayatının son demlerinde günahlarının ağırlığını düşünerek hüzünlendiğinde, eşi ona teselli olmuş ve beraber dua etmişlerdir. O, “Beni zaten tabip bu hale sokmadı mı?” diyerek şifayı verenin Allah (c.c.) olduğunu ifade etmiş; eşi de ellerini açarak onunla birlikte cennette buluşmayı dilemiştir. Böylece evlilik, yalnızca dünya hayatının değil, ebedî hayatın da paylaşıldığı bir yolculuk olduğunu bizlere öğretmiştir. Onların arasında son ana kadar dinmeyen muhabbet, evlilikte imanla beslenen sevginin nasıl artarak devam edebileceğini gözler önüne sermektedir.
Eşime Geçmişimi Anlatmalı mıyım?
Hz. Ömer’in (r.a.) halifeliği döneminde yaşanan bir olay bu konuda bizlere yol göstericidir. Bir baba, cahiliye döneminde kızını diri diri gömmüş, sonra pişman olup onu kurtarmış ve İslâm ile şereflenmiştir. Daha sonra kızı bir yanlış yapmış, had cezasına çarptırılmış ama samimiyetle tövbe etmiştir. Baba, kızına dünür geldiğinde onların yanında kızının geçmişini anlatmıştır. Bunun üzerine Hz. Ömer’in (r.a.) sinirden gözleri kan çanağına döner ve şöyle der “Ey adam! Eğer o kızının eski hatalarını, tövbe edip af dilendiklerini bir kişiye daha anlatacak olursan, ilk seni cezalandırırım. Şimdi git, o kızını diğer pak ve temiz kızlar gibi nikahla ve onun mutluluğu için dua et.”
Bu olay bizlere gösteriyor ki, geçmiş günahlar samimi bir tövbe ile silinir. Tövbe ile affedilen bir geçmişi eşe anlatmak gerekmez; asıl olan tövbenin samimiyeti ve geleceğe yöneliştir.
Evlilik Bir İbadettir
Evlilik, sıradan bir akit değil, ibadet şuuruyla yapılması gereken bir kurumdur. İbadetlerde nasıl sabır ve sebat gerekiyorsa, evlilikte de aynı şekilde sabır göstermek gerekir. Dolayısıyla evlilikte karşılaşılan zorluklar, aslında birer arınma vesilesidir. Sabreden eşler, hem dünyada huzura kavuşur hem de ahirette büyük mükâfatlara nail olurlar. Çünkü evlilik, yalnızca iki insanın hayatını birleştirmesi değil, aynı zamanda Allah’ın (c.c.) rızasına uzanan bir yolculuktur. Bu yolculukta eşler birbirine destek oldukça, affettikçe, omuz omuza mücadele ettikçe sadece kendi saadetlerini değil, aynı zamanda nesillerin de geleceğini inşa ederler. Sonunda ise, dünya imtihanlarını sabırla göğüsleyenler için Allah’ın (c.c.) vaat ettiği cennet kapıları açılır.





Bir Yanıt
Daha 14 yaşındayım ama Mehmet abinin verdiği bilgi sayesinde iyi bir gelecek inşa etmiş olacağım