Evlilikte İmtihan, İffet ve Sorumluluk Bilinci
İslami evlilik, yalnızca iki insanın bir araya gelmesi değil, aynı zamanda Allah’ın (c.c.) rızasına uygun bir hayat inşa etme gayesidir. İnsan, evlilikle birlikte dünya hayatının en temel imtihan alanlarından birine adım atar. Bu yolculuk, sadece iki bedenin değil, aynı zamanda iki kalbin, iki ruhun ve iki kaderin birleşmesiyle şekillenir.
Evlilik, bireysel huzurun ötesinde toplumsal barışın ve ahlaki istikrarın da temelini oluşturur. Ancak ne yazık ki modern çağın dayatmaları, bireysel arzuların öne çıkması, gösterişin ve hevesin ilişkiyi belirlemesi, maneviyattan uzaklaşma gibi nedenlerle bu kutsal müessesenin anlamı büyük ölçüde yozlaştırılmaktadır. Mahalle baskısı, gizli nikâh arayışları, “evlenince düzelirim” zannı gibi meseleler yalnızca bireysel hayatları değil, toplumun manevi dokusunu da zedelemekte; İslami perspektifle değerlendirildiğinde çok daha derinlikli problemleri gözler önüne sermektedir. Evlilikte iffet, sabır ve sorumluluk bilinci bu noktada daha da önem kazanmaktadır.
Mahalle Baskısı ve Vaktinde Evlilik
Toplumumuzda özellikle kadınlar üzerinde “evde kaldın” baskısıyla evlilik yönünde bir zorlama oluşturulması, telafisi güç sonuçlara yol açabiliyor. Bu tür baskılar, bireyin iç dünyasında değersizlik hissine ve sosyal çevresine karşı bir mahcubiyet duygusuna yol açabiliyor. Oysa evlilik, kişisel olgunluğun, maddi ve manevi hazırlığın tamamlandığı bir vakitte gerçekleşmelidir.
Evlilik bir ibadettir; her ibadetin olduğu gibi onun da bir vakti vardır. Tıpkı namazın vaktinde kılınmasının makbul olması gibi, evlilik de vaktinde yapılmalıdır. Erken veya geç değil, hayırlı olan zamanında gerçekleşmelidir. Çünkü Kur’an şöyle buyurur:
“Hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir. Hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Gerçeği Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)
Üstad Bediüzzaman Said Nursî bu konuda şöyle der:
“Kadere iman eden kederden emin olur.” (Sözler, 26. Söz, Kader Risalesi)
Bu veciz ifade, insanın karşılaştığı her türlü zorluğu, Rabbine (c.c.) olan güvenle karşılaması gerektiğini vurgular. Sabır, kadere teslimiyetin en büyük göstergesidir. Sabreden kişi bilir ki; her şeyin bir vakti ve hikmeti vardır. Beklemek bazen bir imtihandır ve o imtihanın içinde nice manevi terakki fırsatları gizlidir. Bu yüzden bir eş ararken kişinin duasında ısrarı değil, hayırlısını dilemesi esastır. Zira çok istediğimiz bir şey, bizim için hayırlı olmayabilir; ama Allah’ın (c.c.) takdir ettiği, bizi hem dünyada hem de ahirette saadete ulaştırabilir. Evlilikte sabır, bu süreçte en güçlü desteklerden biridir.
İçindekiler
Gizli Nikâh ve İslami Ölçüler
Son zamanlarda yaygınlaşan gizli nikâh uygulamaları, İslami ölçülerle ciddi şekilde çelişmektedir. Bu tür uygulamalar, evliliğin temelindeki güven ve açıklık esasına gölge düşürmektedir. İmam Ebu Hanife’nin (r.a.) içtihadı, belli bir dönemin ihtiyaçlarına binaen verilmiş, mahremiyetin korunması gibi zaruret hallerine dayandırılmıştır.
Hanefî mezhebinde, babanın izni olmasa da evlilik geçerli sayılabilir; ancak bu izin, şartların istisnai olduğu durumlara mahsustur. Amaç, kadının mağdur olmaması ve izzetinin korunmasıdır. Ancak bu ruhsat günümüzde ne yazık ki şahsi arzulara kılıf yapılmakta ve İslami bir hüküm istismar edilerek bireysel menfaatlere alet edilmektedir. Oysa diğer üç mezhepte veli izni olmadan kıyılan nikâh geçersiz sayılır ve bu konuda açık bir ittifak mevcuttur.
Nikâhta asıl olan ilanattır. Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Nikâhı ilan edin, onu mescitlerde yapın ve def çalın.” (Tirmizî, Nikâh, 6; İbn Mâce, Nikâh, 20)
İlan, evlilik kurumunun hem toplumda tanınması hem de kadınların haklarının korunması açısından büyük önem arz eder. Üç mezhebin ittifakıyla (cumhur) velisiz nikâh sahih değildir. Bu görüş, aile kurumunun hukukî ve sosyal güvence altına alınması için önemli bir zemin oluşturur.
Günümüzde bu ruhsatın suistimal edilmesi, birçok kadının mağdur olmasına, çocukların ortada kalmasına, nafaka ve miras gibi haklardan mahrum kalmalarına ve sosyal yaraların derinleşmesine sebep olmaktadır. Aynı zamanda gizli nikâh, evlilikte sorumluluk duygusunun da zayıflamasına neden olmaktadır.
Ayrıca gizli nikâh yapan taraflar arasında güven bunalımı, sadakat sorunları ve yalnızlık hissi de yaygın şekilde yaşanmaktadır. Dolayısıyla bu mesele sadece fıkhî bir konu değil, aynı zamanda sosyal bir travmadır.
“Evlenince Düzelirim” Düşüncesine Dair
Toplumda sıkça karşılaşılan bir diğer yanlış anlayış, “evlenince düzelirim” düşüncesidir. Oysa bir insanın tövbesi ve ıslahı nikâhtan önce başlamalıdır. İslami prensiplerde evlilik, ahlaki olgunluğa erişmiş bireylerin hayatlarını birleştirmesi olarak tanımlanır; yoksa ahlaki çöküşten kurtulma aracı değildir.
Evlilik bir ibadet ve imtihandır. İbadet ise temiz niyet ve ihlâs ile yapılır. Günahlarla yoğrulmuş bir hayatı evlilikle düzeltme arzusu, sadece kendini değil, eşini de tehlikeye atmak demektir. Evlilikle birlikte sorumluluklar da artar ve daha büyük imtihanlar kapıyı çalar. Eşinden beklentisi yüksek olup kendisini hiç hazırlamamış bir insan, karşı tarafı da yarı yolda bırakabilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Erteleyenler helak olur.” (Müsned 1/139, Ahmed bin Hanbel, 4/400)
Bu, her işin vaktinde yapılması gerektiğine dair açık bir uyarıdır. Bugün günah içinde yaşayıp, yarın evlenince düzelirim demek, aslında nefsin bir aldatmacasıdır. Evlenerek düzene gireceğini zanneden kişi, aslında evliliği hem kendi hem de eşinin hayatını mahvedebilecek bir oyuncağa dönüştürebilir. Evliliğin bir sihirli değnek gibi görülmesi, bireyin kendi içsel dönüşümünü ertelemesine neden olur. Oysa hakiki değişim, nikâh öncesi samimi bir tövbe ve istikametle başlar.
Namazsızlık ve Uyum
Evlilikteki en önemli meselelerden biri de evlilikte manevi uyumdur. Eşlerden birinin ibadet bilincine sahip olmaması, diğerinin ise bu konuda yalnız kalması, zamanla kalpler arasında uçurumlar açar. Bu durum, bilinçli olan eşin içinde büyük bir eksiklik hissine ve mahzunluğa neden olur. Bu da evlilikteki ruhsal uyumu daha da zorlaştırır. Çünkü bazı kişiler örneğin eşlerinin de namaz kılmasını isterken yalnızca bir alışkanlığı paylaşmak değil, aslında manevi bir bağ kurmayı ve birlikte Allah’a (c.c.) kulluk etmenin hazzını yaşamayı arzular. Bu istek çoğu zaman hemen olsun şeklinde sabırsız bir şekilde dile getirilse de, aslında sevgiyle ifade edilmeli, sürekli dualarımızda yer bulmalı ve sabırla neticesi beklenmelidir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Eşimizin namaz kılmasını, sadece kendi iç huzurumuz ve mutluluğumuz için değil; Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmak ve onun kulluğuna vesile olmak için istemeliyiz. Bu niyet, duamızı ihlâslı kılar ve karşı taraf üzerinde bir baskı değil, davet ve rehberlik tesiri bırakır.
Kur’an, manevi dengeyi şu şekilde ifade eder:
“Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara lâyıktır. Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yakışır. Onlar, iftiracıların kendileri hakkında söylediklerinden uzaktırlar; onlar için bir bağışlama, değerli bir nasip vardır.” (Nur Suresi, 26)
Evliliği Allah Rızası İçin Yaşamak
Evliliğin temel direği manevi birlikteliktir. Bir hanede namaz yoksa, orada bereketin de kalmadığını görmek kaçınılmazdır. İslami evlilik anlayışında, evlilik sadece duygusal bir birliktelik değil, aynı zamanda kulluk şuuruyla yaşanan bir yolculuktur. Namazla, dua ile, sabırla ve doğru niyetle kurulmuş bir yuva, dünyada cennet hayatı yaşatabilir.




