Çocuk Terbiyesi Nasıl Olmalı? Peygamberlerden Günümüze

Çocuk Terbiyesi Nasıl Olmalı? Peygamberlerden Günümüze

Evlat ve İmtihan

Çocuk, aileler için hem en büyük nimet hem de en ağır imtihanlardan biridir. Kur’an-ı Kerim bu hakikati şöyle haber verir:

“Bilin ki mallarınız ve evlatlarınız birer imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır.” (Enfâl Suresi, 28)

Demek ki çocuk sahibi olmak da olmamak da bir sınavdır. Çocuğu Allah’tan (c.c.) koparacak derecede sevmek, onu bir put haline getirmek kalbi karıştırır ve asıl vazifeden uzaklaştırır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî de Lem’alar adlı eserinde aile imtihanına dikkat çeker ve evlat sevgisinin şefkatin en ulvî bir tezahürü olmakla beraber, Allah’ın (c.c.) rızasına uygun olmadığında insanı büyük hatalara sürükleyebileceğini belirtir.

Dolayısıyla bizler için asıl mesele, evlatlarımızı Allah’ın (c.c.) emaneti bilmek, onları sevgiyle fakat aynı zamanda sorumluluk bilinciyle yetiştirmektir.

Evlat ve İmtihan

Peygamberlerin Evlatlarıyla İmtihanları

Allah’ın (c.c.) seçkin kulları olan peygamberler, evlatlarıyla çok ağır imtihanlardan geçmişlerdir. Her birinin yaşadığı hadiseler bizlere derin dersler bırakmıştır.

Hz. Âdem’in (a.s.) imtihanı, insanlık tarihinin ilk büyük acılarından biridir. İki oğlu Hâbil ve Kâbil arasındaki kıskançlık, kardeş kanının akmasına sebep olmuştur. Bir tarafta masum şehit Hâbil’in yokluğu, diğer tarafta zalim Kâbil’in yükü… Hz. Âdem’in (a.s.) yüreğinde bir yanda evlat acısı, diğer yanda evladının işlediği ağır günahın ızdırabı birleşmiştir. Böylesine çifte acıyı taşımak, bir babanın yüreğini dağlayan en ağır imtihanlardan biridir.

Hz. Nuh (a.s.), 950 yıl boyunca sabırla insanları hak dine davet etti. Gemiyi yaparken, tufan yaklaşırken bile oğluna çağrı yaptı: “Oğlum! Bizimle beraber bin!” Ama oğlu inatla karşı koydu ve “Ben bir dağa çıkarım, beni korur” dedi. Sular yükselip gemi uzaklaşırken, evladının göz göre göre helak oluşunu izlemek zorunda kalan bir baba… Bu, Hz. Nuh’un (a.s.) kalbinde hiç dinmeyen bir yara olmuştur. Bu hadise bize gösterir ki, evlat bizim mülkümüz değil, Allah’ın (c.c.) emanetidir.

Hz. İbrahim (a.s.) ise teslimiyetin zirvesini yaşadı. Yıllarca evlatsız kaldıktan sonra kavuştuğu oğlu İsmail’i (a.s.), rüyasında aldığı emir üzerine kurban etmeye götürdü. Bir baba olarak kalbi paramparça olsa da, tereddüt göstermedi. Bıçağı evladının boynuna yaklaştırırken Rabbine (c.c.) tam bir teslimiyetle yöneldi. Ve Allah’ın (c.c.) rahmetiyle bu imtihan kurbanlık bir koçla sona erdi. Bu kıssa, teslimiyetin ve sadakatin ebedî sembolüdür.

Hz. Yakub (a.s.), gözünden dahi sakındığı evladı Yusuf’u (a.s.) kaybetmenin tarifsiz acısını yaşadı. Kardeşlerinin kıskançlığıyla kuyuya atılan Yusuf’un (a.s.) kanlı gömleği, sanki kalbinin üzerine çekilmiş bir perde gibi gözlerini de kararttı. Hz. Yakub (a.s.) yıllarca ağladı, gözleri görmez hale geldi; gece gündüz Rabbine (c.c.) niyazla sabır gösterdi. Yıllar sonra Mısır’dan gönderilen Yusuf’un (a.s.) temiz gömleği gözlerine sürüldüğünde, hem gözleri açıldı hem de kalbindeki umut yeniden filizlendi. Ardından evladına kavuştu. Onun hem Yusuf’unu (a.s.) kaybetmesi hem de diğer oğullarının kıskançlıklarıyla açılan bu yara, evlatlarıyla imtihanın ne kadar ağır olabileceğini bizlere hatırlatır; peygamberlerin dahi bu ortak kaderden muaf olmadığını açıkça gösterir.

Hz. Eyüp (a.s.), hastalıklarla yoğrulduğu yıllarda bir de evlat acısıyla sarsıldı. Evi çöktü ve bütün evlatlarını kaybetti. Yetmiş yıl saadetle yaşayan bu peygamber, on altı yıl boyunca hem bedenî hastalıklarla hem de evlat acısıyla imtihan edildi. Fakat dilinden şikâyet dökülmedi; sabırla Rabbine (c.c.) tevekkül etti. Bu duruş, sabrın zirvesidir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) de hayatı boyunca evlat acısıyla sınandı. Kasım, Abdullah ve İbrahim isimli oğullarını küçük yaşta kaybetti; kızlarından ise yalnızca Hz. Fâtıma (r.a.) onun vefatından sonra dünyada kaldı. Oğlu İbrahim’i 18 aylıkken toprağa verirken, gözyaşları içinde şöyle buyurdu:

“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir; fakat dilimiz Allah’ın (c.c.) razı olmayacağı bir şey söylemez.” (Buhârî, Cenâiz, 43; Müslim, Fedâil, 11)

O büyük acılar arasında dahi ümmetine sabrı ve metaneti öğretmiştir.

Bu örnekler gösteriyor ki evlat acısı veya evlatla imtihan, sadece sıradan kulların değil, Allah’ın (c.c.) seçilmiş peygamberlerinin de yaşadığı ortak bir kaderdir.

İçindekiler

Sahabelerin Evlatlarıyla İmtihanları

Peygamber’in (s.a.v.) en yakın dostları olan sahabeler de çocuklarıyla ağır imtihanlar yaşamıştır.

Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) oğlu Abdurrahman, uzun yıllar iman etmemiş, hatta Bedir’de babasına karşı savaşmak üzere saf tutmuştur. Daha sonra imanla şereflenmiş olsa da, bu süreç Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) yüreğinde derin yaralar açmıştır.

Diğer oğlu Abdullah da ibadet konusunda zayıf kalmış, birçok savaşta geri durmuş, babasını üzmüştür. Fakat sonunda tevbe etmiş ve şehadetle Rabbine (c.c.) kavuşmuştur. Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) bu süreçteki sabrı, bizlere evlat terbiyesinde azim ve dua ile sabrın önemini göstermektedir.

Peygamberimiz’in (s.a.v.) Çocuk Terbiye Yöntemleri

Hz. Peygamber (s.a.v.) çocuklara sadece sözle değil, hal ve davranışlarıyla örnek olmuştur.

  • Temsil ve Davranışla Eğitim: Kızı Hz. Fatıma’yı (r.a.) evlendirdiğinde, aylarca onları sabah namazına kaldırmaya gitmesi, çocuk terbiyesinde sürekliliği ve davranışla eğitimi gösterir.
  • Sevgi ve Muhabbet: Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (r.a.) defalarca öpmüş, koklamış, sevgi göstermiştir. Bir bedevî “Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim” deyince Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah senin kalbinden merhameti almışsa ben ne yapabilirim?” (Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fedâil, 65)

  • İman Dersi: Abdullah b. Abbas’a (r.a.), henüz 8 yaşında bir çocukken, onu büyük bir insan gibi muhatap alarak şu iman derslerini nasihat etmiştir:

Allah’ın hakkını gözet ki Allah da seni korusun. Allah’ı gözetirsen O’nu önünde bulursun. Bir şey istediğinde yalnız Allah’tan iste, yardım dilediğinde yalnız Allah’tan dile. Bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için bir araya gelseler, Allah’ın yazmadığı bir faydayı veremezler; zarar vermek için toplansalar, Allah’ın takdir etmediği bir zararı veremezler. Kalem kaldırılmış, sahifeler kurumuştur.” (Tirmizî, Kıyâme, 59; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

  • Mahremiyet: Veda haccında amcasının oğlu Fadl b. Abbas (r.a.) genç yaşta kadınlara bakınca, Peygamberimiz (s.a.v.) elini kaldırarak onun yüzünü çevirmiştir. Bu, söz söylemeden ahlak eğitimine örnektir; Efendimiz (s.a.v.) gönülleri incitmeye gerek bile duymamış, sessiz ama etkili bir davranışla ders vermiştir.
  • Merhamet: Mescidde abdest bozarak edepsizlik yapan bedevîye sahabeler müdahale etmek isteyince, Peygamberimiz (s.a.v.) onları durdurmuş, mekânı temizletmiş ve o kişiye şefkatle öğüt vermiştir (Buhârî, Vudû, 58).

Üstad Bediüzzaman Said Nursî, Şualar’da, “Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor.  ” der. Bu da gösteriyor ki çocuk terbiyesi, kuru emirlerle değil yaşantıyla olur.

Fıtratın Korunması ve Günümüz Nesilleri

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Her çocuk fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz, 80; Müslim, Kader, 22)

Bu hadis bize gösteriyor ki çocuk, iman ve İslam’a meyilli bir yaratılışla doğar. Onun bu saf fıtratını bozmak ebeveynin elindedir. Bugünün imtihanları ise geçmişe göre farklıdır: İnternet, televizyon, sosyal medya ve çeşitli dünyevî bağımlılıklar yeni çağın “putları” olmuştur.

Hz. Ali’nin (r.a.) şu sözü günümüz için de geçerlidir:

“Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin.”

Demek ki bizler çocuklarımızı yalnızca geçmişin hikâyeleriyle değil, çağımızın fitnelerini de dikkate alarak yetiştirmeliyiz.

O halde, çocuk terbiyesinde asıl görevimiz onların fıtratını korumak, sevgiyi ve merhameti göstermek, İslam ahlakını yaşayarak öğretmektir. Çünkü Peygamberimiz’in (s.a.v.) müjdesi açıktır:

“Ben kıyamet günü çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (İbn Mâce, Nikâh, 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/245)

Bugünün anne ve babaları, yarının imanlı nesillerinin inşasında en büyük sorumluluğa sahiptir. Evlatlarımızı İslam ahlakı üzerine yetiştirebilirsek, hem bu dünyada huzura kavuşuruz hem de ahirette Peygamberimiz’in (s.a.v.) iftihar edeceği ümmetin bir parçası oluruz.

Çocuk Yetiştirirken Yapılan 11 Büyük Hata

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir