Tesettür ve Fıtrat: Manevi ve Günlük Hayatta Önemi
Tesettür, hem kadın hem erkek için Allah’ın (c.c.) emri ve korunma aracıdır. İnsan fıtratında var olan kendini koruma, saygı ve ahlak duyguları, tesettürle bütünleşerek hem bireysel hem toplumsal dengeyi sağlar. Günlük yaşam, sosyal etkileşimler ve modern dünyanın zorlukları karşısında tesettür, bireyleri fiziksel, ruhsal ve manevi açıdan koruyan bir kalkan işlevi görür.
Fıtrat: İnsanın Ruhuna Yerleştirilmiş İlahi Kanun
İnsanın yaratılışı, yani fıtratımız; Rabb’imizin (c.c.) bize bahşettiği ilahi bir ölçüdür. Fıtrat, adeta ruhumuza işlenmiş bir algoritma gibidir. Bu ölçüler bozulmadan, yaratılışa uygun yaşandığında huzur buluruz, hayatımız daha anlamlı ve dengeli bir şekilde ilerler. Ancak bu ilahi ayarlara müdahale ettiğimizde, manevi dünyamız yara alır. Fıtratla çelişen her tercih, zamanla hem ruhumuzu hem de bedenimizi olumsuz etkiler. İşte bu sebeple, fıtrata uygun yaşamak, yalnızca dini bir sorumluluk değil; aynı zamanda kendi mutluluğumuz ve iç huzurumuz için bir gerekliliktir.
İçindekiler
Özgürlük Maskesi Altındaki Esaret
Modern çağda kadın özgürlüğü söylemi genellikle bedenini istediği gibi açabilme ve teşhir edebilme anlayışıyla sunuluyor. Oysa bu, özgürlük değil; kadını şahsiyetinden koparıp bir tüketim aracına indirgemektir. Reklamlarda ve medyada ürünle ilgisi olmayan kadın bedenlerinin kullanılması, modern dünyanın kadına bakışını açıkça göstermektedir: Kadın, Rabbimizin (c.c.) ona verdiği değerli kimliğiyle değil, yalnızca dış görünüşüyle ön plana çıkarılmak istenmektedir. Oysa, kadının gerçek değeri; aklı, ahlakı, merhameti, şefkati, fikirleri ve ruhundaki güzelliklerdir. Onun bedeni bir reklam malzemesi değil, korunması gereken bir emanettir.
Tesettür ise özgürlüğe engel değil; kadına saygının ve toplumsal huzurun dayanaklarındandır. Gerçek özgürlük, nefsin arzularına esir olmak değil, hakikate göre yaşamaktır. Sadece bedensel hazlara dayalı bir hayat, dostlukları da ilişkileri de geçici kılar. Kalıcı değerler ise tesettür gibi ilahi emirlerle beslenen manevi kaynaklardan doğar.
Tesettür esaret değil, kadına verilen hürmettir. Buna rağmen “Bedenim benimdir, istediğim gibi kullanırım” anlayışı, aslında yeni bir esarettir. Örneğin, çalıştığımız şirket bize bir araç tahsis etse bu aracı keyfimize göre boyayamayacağımız gibi, bedenimiz de bize ait değil, Allah’ın (c.c.) bize verdiği bir emanettir. “Mülk Allah’ındır” diyen bir mümin, bedeninin de O’na (c.c.) ait olduğunu bilir. Bu yüzden “Bu benim bedenim” iddiası gerçekte bir aldanıştan öte değildir.
İnsanın kendi bedenine bile hükmedemediği açıktır; uykusunu, susuzluğunu veya açlığını engelleyemez. Bu kadar aciz bir varlık “bedenimin mutlak sahibi benim” diyemez. Asıl esaret, sınırlı varlığını mutlak otorite sanmaktır.
Tesettür, yalnızca dış görünüşle ilgili değil; kadını, aileyi ve toplumu koruyan ilahi bir kalkandır. Kadın yozlaştığında aile, aile yozlaştığında toplum bozulur. Bu yüzden tesettür toplumsal huzurun da teminatıdır.
Tesettür Fıtridir
Tesettür, kadının yaratılışına uygun bir haldir. Fıtratın yani insanın içsel yapısının bir gereğidir. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, tesettürden bahsederken sadece “âyet emrediyor” demekle yetinmemiş, “Tesettür fıtridir ve fıtrat iktiza ediyor” ifadesini kullanmıştır. Çünkü fıtri olan şey, yaratılış kanunu demektir; yani ruhun algoritmasıdır. İnsan fıtratı, kendisine uygun olmayan şeyleri reddeder. Örneğin, yumurta yerken kabuğu ağzımıza geldiğinde genellikle rahatsız oluruz. Çünkü kabuk, fıtri olarak yemeğe dâhil değildir. İşte aynı şekilde, kadının yaratılışına uygun olmayan haller de fıtrat tarafından reddedilir. Tesettür ise kadın için ruhun algoritmasına, yani yaratılışına en uygun olandır.
Ümmü Seleme (r.a.) validemiz anlatıyor:
“Ben ve Meymûne, Hücre-i Saadet’te oturuyorduk. O sırada âmâ (gözleri görmeyen) sahabi Abdullah İbn Ümmü Mektum içeri girdi. Biz de halimizi bozmadık. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) bize, ‘Örtünün’ buyurdu. Biz, ‘Ya Resulallah! O zaten âmâdır, bizi görmez’ dedik. Efendimiz (s.a.v.) ise, ‘O âmâ ise siz de mi âmâsınız?’ buyurdu.” (Ebu Davud, Libas 37, (4112); Tirmizi, Edeb 29, (2779))
Bu hadis-i şerif tesettürün kadının kendi fıtratına ve Allah’ın (c.c.) koyduğu düzene uygun bir hal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kadın ve Erkek Fıtratı: Tesettür ve Eşlik Dengesi
İnsanın yaratılışına baktığımızda, kadın ve erkeğin farklı fıtratlarla dünyaya geldiğini görürüz. Erkekte Allah’ın (c.c.) celâl isimleri daha baskın tecelli etmişken, kadında ise cemâl isimleri öne çıkmıştır. Bu farklılık, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez. Aksine, Allah’ın (c.c.) farklı isimleri tecelli ettiği için farklı fıtratlar yaratılmıştır. Dolayısıyla “kadın ve erkek eşittir” demek doğru değildir; doğru ifade, “kadın ve erkek eştir” olmalıdır. Sağ ayağımızla sol ayağımız aynı değildir ama birbirini tamamlar. Kadın ve erkek de böyledir; birbirinin yerine geçmezler, ancak birbirini tamamlarlar. Bu noktada üstünlük yarışına girmek, aslında şeytani bir duygunun sonucudur. Bu duygudan kurtulabilmek için kadın ve erkeğin fıtratlarını doğru anlamak gerekir.
Nasıl ki bir matkap delmek için, buzdolabı soğutmak için üretilmiştir; kadın ve erkek de fıtratlarına uygun görevlerle yaratılmıştır. Kadının fıtratında tesettür, yani korunma vardır. Bu yüzden onun yapısı daha ince, naif ve hassastır. Erkeğin fıtratı ise daha çok güç ve dayanıklılıkla ilgilidir; bu yüzden maden ocağında çalışmak, ağır yükler taşımak erkeğin fıtratına uygundur. Öte yandan ince işçilik, zarif dokunuşlar gerektiren işler kadına daha uygundur.
Kadın, ince ve narin yapısından dolayı hem kendisini hem de evladını himaye edebilmek için erkeğine dayanma ihtiyacı hisseder. Tıpkı tek ayakla yürümeye çalışan bir insanın zorlanması gibi, kadın da eşine yaslandığında hayatın dengesini sağlayabilir. Tesettür, kadının hem kendisini hem de ailesini koruması için bir kaledir. Tesettürsüzlük ise evliliğin bu dengeye dayalı yapısına darbe vurur. Çünkü kadın, korunma ihtiyacını fıtrat gereği erkeğiyle tamamlar. Erkek de kendi fıtri özellikleriyle bu korumayı üstlenir.
Kıyasın Getirdiği Çirkinlik Algısı
Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur eserinde şöyle söylemektedir: “Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler.” (Risale-i Nur, Lem’alar, Yirmi Dördüncü Lem’a) Burada maksat bir hakaret değil; kadınların kendi iç dünyasında yaşadığı kıyas problemidir. Çoğu kadın kendisini başkalarıyla kıyasladığında ya yaşlılığından ya da fiziksel özelliklerinden dolayı kendini çirkin görür.
Eğer tesettür ile bu çirkinlik örtülürse sorun yoktur. Ancak tesettür terk edildiğinde kadın, güzelliğini ispatlamak için boyalara, kremlere, estetik dokunuşlara ve dikkat çekici kıyafetlere yönelir. Bu da kadını, Allah’ın (c.c.) emrettiği tesettürden çıkarıp “mimsiz medeniyet”in yani “alçak medeniyetin” sahte tesettürüne mahkûm eder.
Kadın, yaptığı bir pastayı bile en güzel süsler ile süsleyip fotoğrafını paylaşıyorsa, kendisini güzel göstermeye yönelik bir arzusunun olması doğaldır. Ancak bu arzunun iki yolu vardır:
- Allah’ın (c.c.) emrettiği tesettür ile korunmak,
- Ya da modern medeniyetin ağır yükünü ve sahte güzellik anlayışını sırtlanmak.
İlki kadına huzur ve vakar kazandırırken, ikincisi bitmek bilmeyen bir yarışa ve yıpranmaya sebep olmaktadır.
Kadının Kıskançlık ve Kendini Koruma Fıtratı
Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur eserinde şöyle söylemektedir :“Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın.” (Risale-i Nur, Lem’alar, Yirmi Dördüncü Lem’a)
Kadınların fıtratında kıskançlık, doğal bir duygudur. Bu, yersiz veya aşırı boyutlara taşınmadığında ruhun korunmasına hizmet eder. Örneğin, bazı kadınlar eşlerinin başka kişilerle yakın ilişkiler kurmasından veya dikkat çekmesinden rahatsızlık duyar. Bu duygu, kadının kendisini ve ailesini koruma içgüdüsünden kaynaklanır ve fıtrî bir güvenlik mekanizması işlevi görür.
Bu fıtrî kıskançlık, eğer doğru şekilde yönetilirse, aile içinde sağlıklı bir denge sağlar. Bir örnekle açıklamak gerekirse: Bazı çiftler, evlenmeden önce kendilerini muhafaza ederek ilişkilerini sürdürürler. Böyle çiftlerde, evlilikte karşılıklı saygı ve güven çok daha güçlüdür. Kadının kendini koruma içgüdüsü ve eşin de bu saygıyı gözetmesi, evliliğe ayrı bir tat ve huzur katar. Kadın, fıtratındaki bu kıskançlığı kontrol altında tutmanın en güvenli yolunu tesettürle sağlar. Tesettür, kadının hem kendisini hem de eşini korumasına yardımcı olur ve gereksiz kıskançlık, aldatma ya da güvensizlik duygularının ortaya çıkmasını engeller.
Modern toplumda, sosyal medya ve bazı televizyon programları, eşler arasında kıskançlık ve güvensizlik duygularını artırabiliyor. Eşler birbirlerinin sosyal medya hesaplarını denetlemeye, mesajlarını incelemeye ve sürekli gözetleme ihtiyacı duymaya başlıyor. Bu durum, kadının ve erkeğin ruhsal dengesini bozabiliyor. İşte burada tesettür, kadının fıtratındaki bu hassasiyetleri koruyan doğal bir kalkan olarak işlev görür.
Tesettür, aynı zamanda kadının fiziksel ve sosyal sınırlarını belirlemesine de yardımcı olur. Kadın, kendini gereksiz gözlere karşı koruyarak, sarkıntılık ve istismar gibi durumların önüne geçebilir. Bu, sadece bireysel güvenliği değil, toplumdaki etik ve ahlaki düzeni de destekler.
Yaş ilerledikçe, tesettürün koruyucu etkisi daha belirgin hale gelir. Kadın, yaşlanma ve değişen fiziksel görünüm karşısında kendini muhafaza eder ve sosyal çevrede saygısını korur. Bu durum, tesettürün yalnızca dini bir yükümlülük değil, aynı zamanda fıtrî bir koruma ve denge aracı olduğunu gösterir.
Özetle, kadının kıskançlık ve kendini koruma duygusu fıtrî bir özellik olarak ortaya çıkar. Bu duyguların doğru ve sağlıklı şekilde dengelenmesi için tesettür, doğal ve etkili bir güvenlik mekanizmasıdır. Tesettür, kadının ruhunu, aile ilişkilerini ve toplumsal düzeni koruyan bir kaledir.
Kadın Fıtratı ve Tesettürün Manevi Koruma Rolü
İnsan fıtratında, istemediği ve hoşlanmadığı bakışlardan rahatsız olma doğuştan gelir. Örneğin, erkekler bile hoşlanmadıkları bir gözle karşılaştıklarında rahatsızlık duyar ve ergenlikteki kavgaların çoğu, “ne bakıyorsun?” türü durumlardan kaynaklanır. Bir erkek bile bu durumdan rahatsız olurken ince ve narin fıtrata sahip bir kadın, istemediği nazarları nasıl karşılar? Bu noktada tesettür, fıtrî bir koruma mekanizması olarak devreye girer.
Nazar, insana olumsuz etkiler yükleyebilir; ruhsal olarak yıpratabilir ve hatta fiziksel etkiler oluşturabilir. Tesettür, kadınları bu tür olumsuz etkilerden koruyan bir kale işlevi görmektedir. Tesettür, kadının fıtratında var olan bu doğal korunma ihtiyacına cevap verir ve kadınlara kendilerini rahat ve güvende hissettirecek bir sınır oluşmasına vesile olur. Açık saçıklık ve gösteriş, kadının fıtratına aykırıdır ve ruhsal olarak yıpratıcıdır.
Kadınların fıtratında, yabancı erkeklere karşı bir korku ve tedbir duygusu da vardır. Bu korku, kadının güçsüz olduğu anlamına gelmez; aksine, şefkat ve ruhsal gücüyle kendisini ve ailesini koruma yeteneğini gösterir. Tesettür, kadının bu fıtrî korkularını ve korunma ihtiyacını dengeler, namahrem erkeklerden gelebilecek tehlikeleri sınırlar ve aile birliğini muhafaza etmeye yardımcı olur.
Kadınların ‘Erkekler Bakmasın’ Yanılgısı
Günümüzde sıkça duyulan bir cümle vardır: “Ben neden tesettüre gireyim canım, erkekler bakmasın.” Ancak bu gerekçe, tesettürün gerçek manasını yansıtmamaktadır. Çünkü İslam’da iki önemli sistem vardır:
- Gözü korumak → Bu, erkekleri ilgilendirir. Erkekler bakmamakla yükümlüdür.
- Göze çarpmamak → Bu ise kadınları ilgilendirir. Kadınlar dikkat çekmeyecek şekilde giyinmekle sorumludur.
Dolayısıyla, tesettür yalnızca “erkek bakmasın” mantığına indirgenemez. Nitekim kadın, cazibedar yönüyle erkeğe göre daha dikkat çekicidir. Bu yüzden korunma noktasında kadının bir adım önde olması fıtrî bir gerekliliktir.
Örtünmemek Günah mı?
- Terzi ve Kuaför İşlerinde Tesettür Kuralları
Kadınların kıyafetleri ikiye ayrılır: iç kıyafet ve dış kıyafet. İç kıyafette geniş bir serbestiyet vardır ve bu alanlarda bir başkası giyim yapabilir. Ancak dış kıyafette, belirli ölçülere uygunluk gerekir. Eğer bu ölçülere uyulmazsa, yapılan işin sorumluluğu ve vebali doğar. Kuaförlük ve diğer mesleklerde de durum aynıdır: işimizi hududullaha (Allah’ın (c.c) koyduğu hükümler) bağlı olarak icra etmek gerekir. Aksi hâlde kazancımızda bereket olmaz, huzur kaybolur ve işlerimiz daha sonra sorun oluşturabilir.
- Yabancı Ülkede Tesettür
Yabancı bir ülkede yaşarken tesettürlü olmak dikkat çekebilir. Ancak burada dikkat çeken kişi değil, kıyafettir. Tesettürlü kıyafet nadir olduğundan fark edilebilir. Bu durum bir problem oluşturmaz, zamanla çevredeki insanlar buna alışır ve belki bazılarını tesettüre alıştırmış olursunuz.
- Sıcak İklimlerde Tesettür
Sıcak şehirlerde tesettüre girmek zor olabilir. Bu durumda akla şu ayet gelir: “De ki: “Cehennem ateşi çok daha sıcaktır” anlayabilselerdi.” (Tevbe Suresi, 81. Ayet) Bu ayet, sıcaklardan bunalan hanım kardeşlerimiz için teselli kaynağıdır ve zorluklara dayanma gücü verir.
- Sosyal Medyada Tesettür Kurallarına Uygun Paylaşımlar
Tesettür kurallarına uymadıktan sonra; kişi ister kendisini, ister arkadaş çevresini (yani kendi tesettürlü olsa bile diğer kişiler tesettüre uygun değilse) paylaşması vebaldir. Tesettüre uygunluk ilkesine dikkat etmek, sosyal medyada da sorumluluk sahibi davranmayı gerektirir.
Tesettür ve Günlük Hayatta Karşılaşılan Soruların Yanıtları
Örtünmek Allah’ın (c.c.) emridir ve farzdır. Dolayısıyla örtünmemek günahtır. Bu hükmü inkâr etmek ise küfürdür. Bizim için mesele aslında çok açıktır: Allah’ın (c.c.) emri baş tacıdır. Onun sözünün üstüne başka hiçbir söz geçmez.
Bazı insanlar yanlış örnekleri bahane ederek tesettürü reddedebiliyor. “Yanlış kapananları gördüm, öyle olacaksa hiç olmasın” denildiğinde, bu aslında bir kaçış yoludur. Çünkü kötü örnek doğruyu geçersiz kılmaz. Allah’ın (c.c.) ayeti ve Peygamber Efendimiz’in (asm) örnekliği bile tek başına yeterlidir.
Tesettür konusunda zaman zaman ailevi baskılarla da karşılaşılabiliyor. Kadının eşi ve ailesi kadının açılmasını isteyebiliyor veya kapanmasını istemeyebiliyor. Ancak mahlûkun rızasından dolayı, Hâlık’ın (c.c.) rızası terk edilmez. Yani, hiçbir kimsenin isteği Allah’ın (c.c.) emrinin önüne geçemez. Bir insan ayeti kabul ettiği halde kişiden örtünmemesini istiyorsa çok büyük günaha girmiş olur. Eğer ayeti de kabul etmeyerek kişiden bunu istiyorsa küfre giriyordur yani dinden çıkabilmektedir. Kadın bu sözleri dinlemek zorunda değildir. Böyle bir durumda kadın hem tesettürüne uymalı hem de yumuşak bir dille onlara doğruyu anlatması gerekmektedir.
Bununla birlikte tesettür baskı ile dayatılmaz. Hadis-i Şerif’te “Din, nasihattir.” (Müslim, İmân, 95) buyurulmaktadır. Hatırlatmak, teşvik etmek, uygun bir çevre oluşturmak mümkündür; ama zorlama doğru değildir. Aynı şekilde tesettürsüzlüğü kabul görmek de kabul edilemez. Eğer kadın tesettüre girmekte zorlanıyorsa, çevresindekilerin (eşinin, anne-babasının, vb.) onun tesettüre girebileceği bir ortam oluşturması çok uygun olacaktır.
Örtünmeyi bırakma meselesi de ince bir meseledir. İnsan manevî olarak zayıf düştüğünde tesettürü terk edebiliyor. Oysa bu yaklaşım çok yanlıştır. Zaten manevi olarak zayıf düşmüş kişi bir de tesettürünü terk ettiğinde yani kalesini, siperini terk ettiğinde iki kat zayıflamış olacaktır. Kaleyi terk etmek, şeytanın oyununa açık hale gelmektir. Bununla birlikte, tesettürü bırakan kişiyi tamamen dışlamak veya linç etmek de doğru değildir. Çünkü tövbe kapısı her zaman açıktır ve kişinin yeniden karar değiştirme hakkı vardır.
Bazen de akla şu düşünce gelebiliyor: “ Ya tesettüre girdikten sonra tekrar açılırsam?” Bu, şeytanın en sinsi oyunlarından biridir. Böyle bir ihtimali en başta büyütmek, insanı adım atmaktan alıkoyar. Oysa bu mantığı hayatın diğer alanlarına da uygulasaydık, hiçbir şey yapamazdık. “Ya namaza başlar da sonra bırakırsam” diye düşünen biri hiç namaza başlamasa, ya da “bir işe gireceğim ama ya kovulursam” diyerek çalışmaktan vazgeçen biri hiç adım atmasa, hayat bütünüyle dururdu.
Tesettüre girmekle kazanılan her gün, her ay, her yıl kişiye kazanç olarak döner. Kaldı ki tesettüre girip de açılanların sayısı son derece azdır. Böyle bir ihtimali büyütmek yerine, mevcut imkânı değerlendirmek gerekir. Bizim yapmamız gereken, geleceği kurcalamak değil, bugünün sorumluluğunu yerine getirmektir. Tesettüre girildiğinde o günün sabır kuvveti kullanılmalıdır. Diğer günlerin sabrıysa Allah’ın (c.c.) izniyle gelecektir. Çünkü Allah (c.c.) için atılan bir adım, karşılıksız bırakılmaz.
Erkeklerin Tesettürü: Ölçüler ve Sorumluluk
Tesettür sadece kadınların sorumluluğu gibi algılanmamalıdır. Erkeklerin de Allah’ın (c.c.) koyduğu ölçülere uyması gerekir. Ahlaksızlık deyince akla sadece iffet, iffet deyince akla sadece kadın, kadın deyince akla sadece tesettür gelmemelidir. Gıybet, yalan, iftira, torpil, yolsuzluk, başkasının malına göz dikme, mobbing veya baskı yapmak gibi davranışlar da ahlaksızlıktır.
Erkek içinde ahlak ölçüleri vardır. Nur Suresi 30. ayette “Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.” (Nur Suresi, 30. Ayet) Bu ayet, erkeklerin tesettürünün gözleriyle başladığını belirtir, fakat tesettür sadece gözlerle sınırlı değildir. Burada dikkat edilmesi gereken bir konu vardır. Nur Suresi’nin 30. ayetinde erkeğin tesettür ölçüleri, 31. ayetinde de kadının tesettür ölçüleri belirtilmiştir. Yani tesettür emri önce erkeğe sonra kadına gelmiştir. Kadın tesettür ölçülerini ihmal ederek hangi veballere giriyorsa erkek de tesettür ölçülerini ihmal ettiğinde aynı vebale girmektedir.
Erkek Tesettürü: Birinci Kural – Avret
Avret, bir kimsenin açmaması ya da başkalarına göstermesi haram olan bölgelerdir. Erkeklerin tesettüründe ilk kural, avretin korunmasıdır. Erkeklerde avret, göbek deliğinden diz kapağına kadar olan alanı kapsar ve erkeklerin, erkek erkeğe de dahil olmak üzere, bu bölgesinin görünmesi haramdır. Günümüzde diz kapağının üzerinde şortlar giyilmesi, bu noktada harama girilmesine sebep olabilmektedir.
Avret sadece ön bölgeyle sınırlı değildir; arka bölge de avret kapsamına girer. Özellikle namaz kılarken, bu bölgelerin açılması problemlere yol açabilir. Bu nedenle avretin ön ve arka bölgeleri için bütüncül bir yaklaşım benimsemek, tesettürün doğru ve sağlıklı bir şekilde uygulanmasını sağlar.
Erkek Tesettürü: İkinci Kural – Kibir
Erkeklerin tesettüründe önemli konulardan biri de kibirden uzak olmaktır. Tesettürlü giyim, sade ve samimi olmalıdır; gösteriş ve büyüklük duygusu taşımamalıdır. Bir Hadis-i Şerif’te “Dinliyor musunuz, dinliyor musunuz, dinliyor musunuz? Giyimde sadelik imandandır.” (Ebu Dâvûd, Tereccül 2) buyurulmuştur. Başka bir Hadis-i Şerif’te “İsrafa düşmeksizin, kibire/büyüklük duygusuna kapılmaksızın, yiyiniz, giyiniz ve tasadduk ediniz.” (Buhari, Libas,1; Ebu Dâvûd, Libas, 25) buyurulmuştur.
Güzel giyinmek bir problem değildir; sorun, başkalarının hakkına tecavüz etmek, onları küçük görmek ve büyüklük duygusuna kapılmaktır. Tesettür, sadece kıyafetle sınırlı değildir; giyimdeki niyet ve ahlak ölçüleri de tesettürün bir parçasıdır. Kibre kapılmadan, sade ve samimi bir şekilde giyinmek, erkeğin tesettür ölçülerine uygun davranmasını sağlar.
Erkek Tesettürü: Üçüncü Kural – Teşebbüh
Erkek tesettüründe dikkat edilmesi gereken bir diğer konu teşebbüh, yani başkalarına benzemekten kaçınmaktır. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulmaktadır: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” ( Ebu Dâvûd, Libas, 4/4031) Efendimiz (asm), Müslüman’a özgün bir kimlik kazandırmak ve erkek tesettürünü korumak için bu noktaya önem vermiştir. Başka bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmaktadır: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti” (Ebu Davud, Libas, 28) Tamamen kadınsı bir kıyafet erkeğe uygun değildir; tersi de geçerlidir.
Teşebbüh meselesinin diğer bir boyutu, ehli kitaba muhalefet ederek Müslüman kimliğini korumaktır. Mekke döneminde müşriklerin sakal ve bıyık şekilleriyle farklılık gösterilmesi, Medine’de ise Efendimiz’in (asm) belirlediği ölçüler Müslümanların özgün bir kimliğe sahip olmasını sağlamıştır. Bu, yalnızca giyimle sınırlı kalmaz; sosyal hayatta da Müslüman kimliğinin kendini göstermesi için önemli bir prensiptir.
Erkek Tesettürü: Dördüncü Kural – Kirli Giyinmemek
Kibirli giyinmemek kirli giyinmek demek değildir. Müslüman, temsil ettiği değerler dolayısıyla her zaman temiz ve düzenli olmalıdır. Çünkü temiz giyinmek sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda bir temsiliyet meselesidir. Yani Allah’ın (c.c.) verdiği nimet, kibirlenmeden insanda görülmelidir. Bu toplum içinde bir işarettir. Zira samimi bir Müslüman zor durumda kaldığında, kime başvurabileceğini bu şekilde de anlayabilir.
Erkek Tesettürü: Beşinci Kural – Temiz Koku
Müslümanın tesettüründe dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de etrafını rahatsız edecek kokular sürmemesidir. Çünkü koku, insanın çevresine yansıyan en belirgin temsillerden biridir. Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadınlar ve gözümün nuru namaz.” (Nesai, İşretu’n Nisa 1, (7,61) Başka bir Hadis-i Şerif’te: “İkram edilen üç şey reddedilmez: Güzel koku, minder ve süt.” (Camiüssağir-3479). Demek ki güzel koku, Peygamberimiz ’in (asm) sevdiği ve önem verdiği bir husustur.
Erkek Tesettürü: Altıncı Kural – Altın ve İpek Giymemek
Dinimizde erkeğin altın ve ipek giymesi haramdır. Dolayısıyla altın ve ipek, erkeğin giyiminde yer almaması gereken unsurlardır. Altın ve ipek, kadınlar için helaldir.
Tesettürün Ruhsal ve Toplumsal Önemi: Manevi Koruma ve Ahlaki Denge
Tesettür, yalnızca bir dini emir olarak değil, kadın ve erkeğin ruhsal, bedensel ve toplumsal dengesini koruyan, aynı zamanda fıtrî bir koruma oluşturan bütüncül bir sistemdir. Doğru niyet ve bilinçle uygulandığında, tesettür insanın manevi direncini güçlendirir, ilişkilerde dengeyi sağlar ve kişiyi olumsuz etkilerden uzak tutar.




