Hayalhanem Uludağ Üniversitesi Konferansı
Hayalhanem olarak bu kez rotamızı Uludağ Üniversitesine çevirdik. Allah’ın rızasının peşinde koşan, O’nu (c.c.) daha yakından tanımak ve iman hakikatlerini öğrenme arzusu ile yollara düşen takipçilerimizle bir araya geldik.
Konferansın Teması: “Ölüm Bir Son Değil, Sonsuz Hayatın Başlangıcı”
Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman aklımıza gelmeyen ama her an kapımızı çalabilecek o hakikati hep birlikte yeniden tefekkür ettik: Ölüm ve sonrasında başlayacak olan sonsuz hayat.


Konferansta Vurgulanan Başlıklar
Bu Film Sadece Bir Defa Çekilecek
Sonsuzluk karşısında acziyetimizi tefekkür ettik. Dünya hayatı gözümüze ne kadar uzun görünürse görünsün, ahiretin yanında yalnızca kısacık bir an hükmünde. “Bu film sadece bir defa çekilecek” sırrıyla, dünya ömrünün kıymetini ve geri dönüşü olmayan bu fırsatın önemini bir kez daha iliklerimize kadar hissediyoruz.
Bizi Bekleyen Değil, Bize Yaklaşan Hakikat: Ölüm
Ölüm çoğu zaman insana çok uzak gelir. Sanki herkesin kapısını çalacak ama ona hiç uğramayacakmış gibi sinsi bir yanılgıya düşer insan. Oysa ölüm, bizi bir köşede bekleyen değil; saniye saniye, nefes nefes bize doğru yaklaşan bir hakikattir. Bu gerçeği hatırda tutmak, hayatı daha doğru okumamıza ve asıl gayemizi bulmamıza vesile olan en büyük pusuladır.
Dünya hayatı ise sonsuz bir yolculuğun sadece kısa bir bekleme salonu, bir hazırlık yurdu… Günlük telaşlar, geçim dertleri ve dünyevi hedefler içinde insan asıl hedefini ne kadar da kolay unutabiliyor. Oysa nefes aldığımız her saniyenin, geçen her günün ahiretimiz için paha biçilemez bir değeri var.
Kabir: Sürpriz Bir Kopuş Değil, Tatlı Bir Paydos
Kabir hayatını tefekkür ettiğimizde görüyoruz ki; kabir, her şeyin bittiği karanlık bir son değil, asıl yurdumuza ve başka bir evreye geçiş yaptığımız nurani bir kapı…
Bedenimizi, ruhumuza giydirilmiş bir elbise gibi düşünebiliriz. İnsan nasıl ki akşam işten dönünce ceketini çıkarıp asarsa, vakti geldiğinde beden hırkasını da dünyada bırakıp yolculuğuna öyle devam eder. Bu sırra vakıf olan ve Rabbini (c.c) tanıyan bir mümin için ölüm, sürpriz ve acı bir kopuş değil; tam aksine, bu dünya meşakkatinden kurtulup Allah’a (c.c.) kavuşmak için verilen tatlı bir paydostur.
O Dehşetli Gün ve Fidye
Mahşer gününün ciddiyetini ve ağırlığını düşündüğümüzde hepimizi derin bir sükûnet kaplıyor. Kur’an-ı Kerim’de anlatılan o dehşetli günde, insanın azaptan kurtulmak için evladını, eşini, kardeşini bile fidye olarak vermek isteyeceği hakikatiyle yüzleşiyoruz.
Normalde bu dünyada insan, bir bedel ödeyecekse önce en uzağındakini gözden çıkarır. Fakat ahiretin o çetin meydanında kurtuluş için feda etmeye en yakından, en sevdiklerinden başlanacak olması, mahşer gününün dehşetini ve kişinin sadece kendi amelleriyle baş başa kalacağı gerçeğini sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Davetiniz İçin Teşekkürler!
Bursa’daki bu buluşmada, ölümü tefekkür ederken aslında hayatın gerçek kıymetini; sonsuzluğu düşünürken ise bugünün ve aldığımız şu nefesin değerini yeniden anladık.
Rabbimiz (c.c.) bizleri dünyayı değil ahireti merkeze alan, her adımını O’nun (c.c.) rızasını gözeterek atan ihlaslı kullarından eylesin.
Bir Sonraki Durağımız Neresi?
Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutma. Belki bir sonraki durak senin şehrindir…
“Andolsun ki biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz. Geceleri kalk ve Rabbini çokça zikret.”
(Müzemmil Suresi, 5–8. Ayetler)




