Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) Mübarek Soyu ve Dedeleri

Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) Mübarek Soyu ve Dedeleri

Kâinatın Özünü Kapsayan Bir Hayat ve Siyer Bilmenin Önemi

Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın, nübüvveti 23, toplam hayatı 63 yıllık kısa bir zaman dilimine sığar. Ancak, bütün kâinatın varlık sebebi düşünüldüğünde, dönen yıldızların bile O’nun (s.a.v.) sebebiyle döndüğü bu hayatın hakikati, anlatımlara sığmayacak kadar geniştir.

Bu mübarek hayatı ve O’nun (s.a.v.) neslini incelemek, sıradan bir tarih bilgisi değil; imanımızı kökleştiren ve O’nu (s.a.v.) sevme şuurunu artıran bir ibadet hükmündedir. Nitekim İbn Hazm gibi bazı âlimler, “Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) soyunu tanımanın dini bir zorunluluk olduğunu” ifade etmiştir. Bu mübarek soy, Allah’a (c.c.) imanında sadık olan, dosdoğru yaşayan hanif insanların birbirine eklenerek oluşturduğu bir zincir olarak günümüze kadar gelmiştir.

Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) Mübarek Soyu ve Dedeleri

Nübüvvet Soyunun Başlangıcı: Hz. İbrahim (A.S.) ve Hz. İsmail (A.S.)

Bu mübarek soyun anlatımına, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hz. Âdem’den (a.s) sonraki bilinen ilk dedeleri olan Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. İsmail’den (a.s.) başlamak gerekir.

Hz. İbrahim’in (a.s.) oğullarından biri İshak (a.s.), diğeri ise İsmail’dir (a.s.). Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) soyu, Filistin’de doğan Hz. İshak’tan (a.s.) değil, annesi Hacer (r.a.) olan Hz. İsmail’den (a.s.) gelmektedir.

Bizim namazlarda okuduğumuz Salli Bârik dualarında, diğer peygamberlerin ismi zikredilmezken, Hz. İbrahim’in (a.s.) adının söylenmesi de Efendimiz’in (s.a.v.) soyunun Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. İsmail’den (a.s.) geliyor olmasından kaynaklanır; selamlarımızı o silsileye göndeririz.

İçindekiler

Zemzem’in Doğuşu ve Bir Teslimiyet Hikayesi

Hz. İbrahim (a.s.), Allah’tan (c.c.) aldığı emirle hanımı Hz. Hacer (r.a.) ve oğlu Hz. İsmail’i (a.s.), üstünde ot bitmeyen Faran Dağlarına (Mekke coğrafyası) getirdi.

Hacer (r.a.) annemiz bu çorak vadiye bırakılırken, Hz. İbrahim’e (a.s.) dönerek “Bizi kime bırakıyorsun ey İbrahim?” diye sordu. Hz. İbrahim’den (a.s.) ses çıkmayınca, bunun bir beşer işi değil, ilahi bir emir olduğunu anladı ve “Bunu sana Allah mı emretti?” diye tekrar sordu. Hz. İbrahim (a.s.) başıyla onaylayınca, Hacer (r.a.) annemizin cevabı büyük bir teslimiyet dersi oldu: “Eğer sana bunu emreden Allah’sa, O bizi asla zayi etmeyecektir. Korku yoktur!”.

Hz. İbrahim (a.s.) ayrılırken şu duayı etmiştir: 

Ey rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki rabbim, namazı kılsınlar. İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler.” (İbrahim Suresi, 37). 

Bu dua ile namaz, hayatın temel amacı olarak en başta zikredilmiştir.

Azık ve su tükenince, İsmail bebek ağlamaya başladı. Hacer (r.a.) annemiz çaresizlikle Safa ve Merve tepeleri arasında yedi kez su aramak için koştu ki bu koşu bugün Hac ve Umre’de Sa’y ibadeti olarak yaşatılmaktadır. Bu koşuşturma sırasında, İsmail (a.s.) peygamberin topuklarını yere vurduğu yerden su fışkırdı. Hacer (r.a.) annemiz suyun akıp gitmemesi için “Dur, dur!” manasında “Zemzem” diye seslendi. Efendimiz (s.a.v.) bu olayı, “Allah İsmail’in annesine rahmet eylesin. Eğer o, zemzemin önüne geçmeseydi, zemzem Mekke’nin ortasında akıp giden bir ırmak olacaktı” sözleriyle anlatmıştır.

Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) Mübarek Soyu ve Dedeleri

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Mübarek Soy Zinciri

Araplar soy takibine büyük önem verir. Bu yüzden Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek soyu da bir silsile halinde kaydedilmiş ve korunmuştur. Bu silsilede yer alanların tamamı Kâbe’ye hizmet etmiş, tevhid inancını taşımış ve Mekke civarında yaşamıştır.

Efendimiz’in (s.a.v.) soyu, Hz. İsmail’in (r.a.) soyundan gelen Adnanîler koluna dayanır. Efendimiz’in (s.a.v.) yirminci göbekten dedesi Adnan’dır.

Mübarek soy zinciri, Adnan’dan başlayarak:

Adnan → Maadd → Nizar → Mudar → İlyas → Müdrike → Huzeyme → Kinane → Nadr → Malik → Fihr (veya Kureyş) → Galib → Lüey → Ka‘b → Mürre → Kilab → Kusay → Abdümenaf → Haşim → Abdülmuttalip (Şeybe) → Abdullah olarak ilerler. (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 28; İbn-i Hişâm, I, 1-3; İbn-i Sa’d, I, 55-56)

Bu zincirde en çok bilinmesi gereken dört önemli dedesi bulunmaktadır: Kusay, Abdümenaf, Haşim ve Abdülmuttalip.

Kusay bin Kilab: Kureyş’in Kurucusu ve Mekke Parlamentosu Darü’n-Nedve

Kusay bin Kilab, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dördüncü kuşaktan dedesidir ve Kureyş kabilesinin kurucusu olarak kabul edilir. Kendisi, henüz peygamberlik gelmemişken, Hz. İbrahim’in (a.s.) kalan diniyle (Hanif dini) amel edenlerdendi.

Kusay, Mekke’nin dağınık kabilelerini Kâbe etrafında toplayarak onlara “Kureyş” yani “toplanma” ismini vermiştir. Çok cömert ve adil olan Kusay’a, Mekke’nin idaresi verilmiştir. Bu idare şu görevleri kapsıyordu: Kâbe’nin perdedarlığı, hacıların su ihtiyacının karşılanması (sikaye), hacıların ağırlanması (rifade), savaşa giderken bayrak dikme ve Mekke’deki meclisin idare edilmesi.

Kusay’ın en büyük icraatı, Kâbe’nin karşısına, adeta Mekke’nin parlamentosu işlevini görecek olan Darü’n-Nedve’yi kurmasıydı. Bu meclis, ticari ve dini kararların istişare ile alındığı bir merkezdi.

Ne acıdır ki, Darü’n-Nedve, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam döneminde bir şirk yuvasına dönüşecekti. Bedir, Uhud ve Ahzab Savaşları’nda müşrikler adına asker gönderme kararları oradan çıkmış, hatta Efendimiz’e (s.a.v.) suikast düzenleme kararı dahi Darü’n-Nedve’den çıkmıştır. 

Abdümenaf ve Kavmiyetçiliğin Önemi

Kusay’ın vefatından sonra Mekke’nin yönetimi oğulları arasında tartışma konusu oldu. Abdümenaf, kardeşi Abdüddar’la çekişmeye girdi. Bu çekişme, Arap tarihinde “Hılfü’l-Müteyyebîn” ve “Hılfü’l-Ahlaf” olarak bilinen iki grubun oluşmasına neden oldu.

Zamanla Abdümenaf, Mekke’nin lideri olarak kabul edildi. Onun soyundan gelenler, cesaret, ticaret zekâsı ve misafirperverlikleriyle tanındı. Bu özellikler daha sonra Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dedeleri arasında bir miras olarak devam etti.

Ayrıca, Abdümenaf’ın soyundan gelenler arasında hem ticaretle hem de Kâbe hizmetiyle uğraşan saygın kimseler bulunuyordu. Bu nedenle Mekke toplumunda “şerefli soy” olarak anılmışlardır.

Haşim ve Kureyş Suresi (Uluslararası Ticaret Köprüsü)

Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın ikinci kuşak dedesi Haşim, Mekke’nin ileri gelenlerinden olup ismi ticaret anlaşmaları ile özdeşleşmiştir. O’nun soyundan gelenlere Haşimîler denir. Haşim, son derece cömertti; kıtlık döneminde kendi buğdaylarını ekmek yaptırıp halkla paylaştığı için “Haşim” (ekmek parçalayan) lakabını almıştır.

Haşim’in en büyük icraatı, Mekke’yi bir ticaret durağı olmaktan çıkarıp, uluslararası bir ticaret merkezine dönüştürmesiydi. Bunu, Kur’an’da Kureyş suresinde geçen, ‘’İlâf anlaşmalarıyla’’ başarmıştır. İlâf; ticari anlaşma, yol emniyeti ve imtiyazlı ticari anlaşma anlamlarına gelir. Bu, Kur’an-ı Kerim’de de zikredilen “Yaz ve kış seferleri” için ticaretin güvenli hale gelmesini sağlamıştır.

Haşim, bu amaçla Bizans’a, Yemen’e, Sasanilere ve Habeşistan’a giderek anlaşmalar imzalamıştır. Bu anlaşmalar sayesinde Mekke dışına, bazı rivayetlere göre 2500 develik kervanların yola çıktığı büyük bir ticaret hacmi oluşmuştur. Bu akıl almaz rakamlar, Haşim’in Mekke’nin sermayesini ve servetini nasıl büyüttüğünü göstermektedir.

Haşim’in eşi Selma binti Amr Yesripli (Medineli) ve Hazreç kabilesindendi. Efendimiz’in (s.a.v.) Yesrib’e (Medine’ye) gittiğinde bazı akrabalarından bahsetmesi ve bazı yerleri hatırlaması, soyunun bu Yesrip bağlantısından gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Abdülmuttalip (Şeybe): Zemzem’in Yeniden Keşfi ve Hz. Abdullah’ın(r.a.) Kurtuluşu

Efendimiz’in (s.a.v.) dedesi, asıl adı Şeybe olan Abdülmuttalip’tir. Doğduğunda saçında beyazlık olduğu için bu ismi almıştır. Mekke’ye amcası Muttalip tarafından Yesrib’den getirildiğinde, Mekkeliler onu Muttalip’in kölesi zannedince Abdülmuttalip (Muttalip’in kulu) diye anılmıştır.

Abdülmuttalip, Mekke’nin ulularından olup, rüyasında aldığı ilahi işaretle Zemzem kuyusunu yeniden kazıp ortaya çıkarmıştır.

Zemzem ve Kurbanlık Adağı:

Zemzem’in kazılması sırasında, Cürhümîler ve Huzâlılar tarafından Kâbe’ye hürmeten defnedilmiş olan hazineler de ortaya çıktı. Mekkeliler bu hazinelerin kendilerinin olduğunu iddia ederek Abdülmuttalip’i tehdit etti. O dönem sadece bir oğlu olan Abdülmuttalip, Allah’a (c.c.) dua ederek kendisine destek olacak on erkek evlat vermesini istedi ve eğer bu duası kabul olursa birini kurban edeceğine dair adakta bulundu.

Daha sonra toplam on bir evladı oldu. Yine rüyasında adağının hatırlatılması üzerine oğulları arasında bir kura çekti ve kura Efendimiz’in (s.a.v.) babası Hz. Abdullah’a çıktı. Mekkeliler, bu geleneğin yayılmasından korkarak kurban etme işine karşı çıktı. Bilginlerin yol göstermesiyle kura, Abdullah ve kurbanlar arasında yapıldı. Kura her Abdullah’a çıktığında kurbanlık bedeli 10 deve daha artırıldı. En son kurbanlar yüz deveye ulaşınca kura develere çıktı ve Hz. Abdullah kurban edilmekten kurtuldu.

Bu olay, Hz. İbrahim’in (a.s.) soyunda kurban hadisesinin ikinci defa yaşanmasıydı. Efendimiz (s.a.v.) bu durumu, “Ben iki kurbanlığın oğluyum” (Hâkim, II, 609/4048) sözleriyle ifade etmiştir. İlki Hz. İsmail (a.s.), ikincisi ise babası Hz. Abdullah (r.a.) idi.

Çocukluk Yılları: Dedesi ve Amcalarının Himayesinde Yetişen Peygamber

Efendimiz (s.a.v.), 6 yaşındayken annesi Hz. Âmine’nin vefatının ardından dedesi Abdülmuttalip’in yanında Mekke’de yaşamaya başladı. Dedesi, Mekke’nin ileri gelenlerinden ve şehrin idaresinden sorumlu bir kimseydi. Efendimiz (s.a.v.) 8 yaşına kadar onun yanında kaldı ve bu süre boyunca sürekli dedesinin yakınında bulunarak, daha çocuk yaşta Mekke’nin yönetimiyle ilgili gözlem ve tecrübe edinme imkânı buldu.

Abdülmuttalip’in, Efendimiz’in (s.a.v) babası Abdullah (r.a.) ile birlikte on bir erkek evladı vardı. Bunlardan Hz. Abbas (r.a.) (Efendimiz’den 3 yaş büyük) ve Hz. Hamza (r.a.) (4 yaş büyük), Efendimiz’in (s.a.v.) çocukluğunun beraber geçtiği amcalardır. Hz. Abbas (r.a.), bir gün Efendimiz (s.a.v.) için, “Ben Muhammed’den yaşlıyım ama Muhammed benden büyüktür” diyerek ona olan saygısını dile getirmiştir. Dedesi vefat edince, Efendimiz’in (s.a.v) himayesi amcası Ebu Talib’e geçmiştir.

Rahmetle Bağlanan Bir Soy

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) soyu, Hz. İbrahim’den (a.s.) başlayıp Hz. İsmail’in (a.s.) soyuna, oradan Adnan’a, Kureyş kabilesine ve Haşimîler’e uzanan bir rahmet zinciridir. Her biri, tevhit inancını koruyan, temiz ve şerefli kimselerdi.

Bu mübarek soy, sadece kan bağıyla değil, iman bağıyla da seçilmiştir. Çünkü her bir dedesi, Allah’a (c.c.) teslimiyet, doğruluk ve adaletle yaşamıştır. Efendimiz’in (s.a.v.) bu kutlu mirası, insanlığa ışık tutan bir yol olarak kıyamete kadar sürecektir.

O’nun (s.a.v.) dedeleri, yalnızca birer tarihî şahsiyet değil, insanlığın kurtuluşuna zemin hazırlayan iman kahramanlarıydı. Bu sebeple Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dedeleri, rahmet zincirinin halkaları olarak daima hayırla ve ebediyen anılacaktır.

Hz. Muhammed'in (asm) Hayatı - Mübarek Soyu - Bölüm 3

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir