Evlilikte Huzuru İnşa Eden Unsurlar: Güven, Saygı ve Sevginin Doğru Temelleri
Evlilik, yalnızca bir araya gelmekten ibaret olmayan; kalbin, sorumluluğun ve manevi dünyanın birlikte inşa edildiği bir yolculuktur. Bu yolculukta huzurun sürekliliği, eşlerin birbirine karşı gösterdiği emniyet, hürmet ve muhabbet ile mümkün olur. Aile bağlarını güçlendiren her değer, aslında evliliğin hem dünyevî hem de uhrevî yönünü besleyen birer sermayedir. Günümüzde çeşitli sebeplerle zayıflayan aile yapısının yeniden güç kazanması için, ilişkilerin dayandığı temellerin sahih ölçülerle ele alınması büyük önem taşır. İşte bu nedenle evlilikte muhabbeti büyüten unsurların ve tesettürün aile üzerindeki etkisinin doğru anlaşılması, huzurlu bir yuva inşa etmenin en önemli adımlarındandır.
Evlilikte Muhabbetin Temeli: Emniyet, Hürmet ve Sevgi
Evlilik, sadece iki kişinin bir araya gelmesi değil, aynı zamanda kalplerin, saygının ve muhabbetin birleştiği bir ibadettir. Evliliği ayakta tutan üç temel kavram vardır: emniyet, hürmet ve muhabbet. Önce eşler arasında güven ve emniyet tesis edilmelidir. Güven olmadan hürmet de oluşamaz, hürmetsiz bir ilişkide muhabbetin filizlenmesi imkânsızdır. Sevgi ise Kur’an’da üç aşamada anlatılır: Ülfet (yakınlık), Meveddet (sevgi) ve Hub (şiddetli sevgi, aşk). Bu sıralama, evlilikte sevginin nasıl gelişeceğini ve derinleşeceğini gösterir.
Allah (c.c.) Rum Suresi 21. ayette şöyle der:
“Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.” (Rûm Suresi, 21.Ayet)
Burada ifade edilen sevgi, sadece günlük bir yakınlık değil; güven ve hürmetle beslenen, samimi ve derin bir muhabbetin tesisidir. Örnek olarak Efendimiz (s.a.v.) ve Hz. Hatice (r.a.) annemiz arasındaki ilişki, bu sevginin en güzel örneğidir.
Evlilikte güven tesis edilmezse sorunlar hızla aileye ve çevreye sirayet eder. Örneğin kadının kocasıyla güveni yoksa, kendini korumak amacıyla kayınvalide ile ilişkisine müdahale edebilir. Aynı şekilde koca, eşine olan güveni eksikse, aile içinde huzursuzluk oluşur. Bu nedenle evlilik öncesinde ve sonrasında güven ve emniyetin sağlanması, sağlıklı bir aile hayatının temelidir.
İçindekiler
Sevginin En Güzel Hâli: Hz. Hatice (r.a.) ve Halime Annemizden (r.a.) Muhabbetin Sırrı
Evlilik yalnızca iki insanın değil, iki ailenin bir araya gelmesidir. Bu birleşimin huzur içinde devam edebilmesi içinse en önemli bağ muhabbettir. Fakat muhabbetin kalıcı olabilmesi, “sevgi” kelimesini dilde tekrarlamakla değil, emniyet (güven) ve hürmet (saygı) temellerinin sağlam olmasıyla mümkündür.
Bu denklemin en güzel örneklerinden birini Efendimiz (s.a.v) ile Hz. Hatice (r.a.) annemizin hayatında görüyoruz. Evliliklerinden kısa bir süre önce Hz. Hatice (r.a.) annemiz, Efendimiz’e (s.a.v.) süt annesi Halime’yi (r.a.) düğünlerine çağırmayı ve evlendikten sonra birlikte yaşamayı teklif etmiştir.
Bu olay, sadece bir nezaket ifadesi değil; samimi sevginin derin bir yansımasıydı. Zira seven insan, sevdiklerinin sevdiklerini de sever. Hz. Hatice (r.a.) annemiz, Peygamberimiz’in (s.a.v.) kalbinde özel bir yere sahip olan Halime (r.a.) annemizi evine davet ederek, bu sevgiye ortak olmak istemişti.
Bugün gelin–kaynana sorunlarının, aile içi kırgınlıkların ve “senin ailen–benim ailem” tartışmalarının temeli aslında bu muhabbet denkleminden uzaklaşmaktan kaynaklanıyor. Sevgi, hürmet ve güven birbirini besleyen zincirlerdir. Güven olmayınca hürmet, hürmet olmayınca da muhabbet zayıflar. Oysa dinimizde yaşlı bir kimse, bir evin bereketi ve nurudur. Ne yazık ki modern hayatın telaşında bunu unuttuk; yaşlılarımızı yük, kayınvalidelerimizi rakip gibi görmeye başladık. Oysa sevgi tek taraflı değildir. Biraz sabır, biraz gönül genişliği gösterildiğinde sevgiyle sevgi doğar. Hz. Hatice’nin (r.a.) o inceliği, bu çağın evliliklerine en güzel derslerden biridir. Bu sevgi, hürmet ve güven evliliğin ilerleyen dönemlerinde de sürmüştür.
Düğünden sonra amcası Ebu Talib’in aklında Efendimiz (s.a.v.) kalır. Çünkü Hatice (r.a.) validemiz zengindir, Efendimiz (s.a.v.) ise o dönemde henüz servet sahibi değildir. Bu yüzden Ebu Talib, evdeki durumun nasıl olduğunu merak eder ve hizmetçisini gönderir. Hizmetçisi gittiğinde hayret eder. Kapı çalındığında ilk koşan Hatice annemizdir (r.a.), Hatice annemiz (r.a.) Efendimiz’e (s.a.v.) karşı büyük bir muhabbet beslemektedir.
Bu durum, sevgi, hürmet ve güvenin en iyi göstergesidir. Aradan yıllar geçer. Efendimiz (s.a.v.) Hira Mağarası’na çekilir. Her Ramazan orada kalır; Hatice validemiz (r.a.) ise yaşına aldırmadan dağa tırmanır, O’na (a.s.m.) azık götürür. Hiçbir zaman sitem etmez. Çünkü bilir ki Efendimiz (s.a.v.) hayırlı bir işin peşindedir. İşte bu cümle, evlilikteki güvenin özeti gibidir. Bugün ise maalesef eşlerin gözleri birbirlerinin kalbinde değil, telefon ekranlarında. Güvenin yerini şüphe, hürmetin yerini eleştiri, muhabbetin yerini ise gerginlik almış durumda. Oysa Hatice (r.a.) validemizin hali bize şunu gösterir: Gerçek sevgi, teslimiyetle beslenir.
Tesettür, Ailenin Emniyet Kalkanıdır: Emniyet, Hürmet ve Muhabbetin Gizli Denklemi
Tesettür, sadece bireysel bir ibadet değil, evlilikte huzuru ve muhabbeti koruyan bir çatı niteliğindedir. Tesettür çatısı altında güven, hürmet ve muhabbet bir araya geldiğinde, aile hayatı sağlam temellere dayanır ve çiftler arası samimiyet güçlenir. Bu ilke, günümüzde de evliliklerin sağlıklı, bereketli ve huzurlu olmasının anahtarıdır.
Tesettür yalnızca bir kıyafet meselesi değil; aileyi ayakta tutan görünmez bir emniyet duvarıdır. Kadın ile erkeğin arasındaki en temel bağ, emniyet ve hürmettir. Bu iki değer zedelendiğinde, sevgi de kökünden sarsılır. İşte tesettür, bu güvenin ve hürmetin sarsılmaması için Rabbânî bir ölçüdür. Güvenin kırıldığı yerde huzur kalmaz. Açık saçıklığın hüküm sürdüğü toplumlarda, eşlerin birbirine olan emniyeti zayıflar. Kadın, dışarıda yabancı nazarlara açıldıkça, kocasının gönlündeki muhabbetin yeri değişir. Aynı şekilde erkek de gözünü dışarıya çevirdikçe, evdeki sevgiyi kaybeder. Ne acıdır ki, bu zemin kaydığında evlerdeki sıcaklık yerini soğuk bir mesafeye bırakır. Kadın dışarıda beğenilmek için süslenirken, erkek evde eşinin güzelliğini görmez olur. Böylece “niçin bana değil de başkalarına güzel görünüyorsun?” sorusu içten içe büyür. Oysa bu soru, aslında evin kalbine kazınmış bir çatlaktır. Çünkü muhabbet, hürmetten doğar; hürmet de güvenin meyvesidir.
Toplumda tesettür zayıfladığında, sonuçlar ürkütücüdür. Kadınların büyük çoğunluğu dışarıda eşinden daha cazip kişiler görür; erkeklerin çoğu ise gözünü dışarıya çevirir. Bu durum yalnızca bireysel değil, toplumsal bir yaradır. Tesettür ise, kalpleri yeniden yuvaya döndürür. Kadının iffeti, erkeğin bakışındaki sadakati; erkeğin haya duygusu, kadının güven hissini besler. Böylece evlilikte emniyet, hürmet ve muhabbet dengesi oluşur. Bu zincirin ilk halkası kırılırsa, diğerleri de birer birer kopar.
Bir toplumda tesettür kaybolduğunda, yalnız kıyafet değişmez; bakışlar, kalpler ve niyetler değişir. Ailede huzur yerini şüpheye bırakır, sadakat ise yerini kıyaslara. Fakat iman gözlüğüyle bakanlar, eşine kanaat eder, onu sever, onunla huzur bulur.
Kadınların tesettürsüzlüğünün bir sebebi de ne yazık ki erkeklerdir. Dış dünyanın cazibesine kapılmış, ahlakı zedelenmiş erkekler; eşlerinin iffetini bir yük gibi görür hale gelir ve eşlerinin tesettüre girmesini istemez. Oysa bu, iman zayıflığının en acı göstergesidir. Kadının tesettürüne tahammül edemeyen erkek, aslında kendi gözündeki perdeyi göremeyen erkektir.
Tesettürün önemini sadece dış dünyaya karşı düşünmek eksik bir bakış olur. Çünkü mahrem dairede de ölçüleri son derece kritiktir. İnsan, fıtraten ebedi haram olan birisini gördüğünde ona şehvetle bakmaz; yüzüne baktığında kalpte ulvî(yüce) bir his ve muhabbet uyanır. İşte bu yüzden, mahrem olanın siması, o kişinin kalbine bir işaret, bir alamet verir. Simayı tanımak, kalpte doğru hislerin uyanmasına vesiledir. Yakın birinin siması görüldüğünde, takva sahibi bir bünyede ulvî(yüce) duygular yükselir ve süfli (aşağılık, alçak) hisler bastırılır. Ancak diğer organlarda böyle bir ayırt edici alamet olmadığından, tesettür yalnızca dış dünyaya karşı değil, ev içinde de son derece önemlidir. Mahremiyetin işaretleri korunmadığında, hayvani bir nazar ve heves, bazı süfli (aşağılık, alçak) kalplerde uyanabilir; bu da aile huzurunu ve muhabbeti zedeler.
O hâlde görüyoruz ki, tesettür yalnızca bir giysi değil; aileyi koruyan, kalpleri besleyen ve muhabbeti mümkün kılan ilahi bir sistemdir. Emniyet, hürmet ve muhabbetin bu dengesi, evin içindeki huzurun ve mutluluğun teminatıdır.
Ailede Huzurun Devamını Sağlayan Ölçüler
Evlilik, emniyet, hürmet ve muhabbetle beslenirse, yuvalar sarsılmaz bir huzurun merkezi hâline gelir. Tesettür, eşler arası güveni pekiştirirken, aileyi koruyan görünmez bir çerçeve oluşturur. Hz. Hatice (r.a.) ile Efendimiz’in (s.a.v.) hayatındaki örnekler, sevginin sabır, adanmışlık ve teslimiyetle derinleştiğini gösterir. Kalplerin birbirine güvenle açıldığı, saygının her davranışta hissedildiği evlerde, muhabbet doğal olarak büyür. Aile, sadece bir çatı değil; kalpleri ve geleceği şekillendiren bir mekteptir. Bu değerler korunduğu zaman evlilik, İnşaalah hem dünya hem ahiret huzurunu barındırır ve yuvaya bereket taşır.




